Röportajlar
Bilimden Uzaklaşmadan Yenilik Üretmek: Özlem Akyol
Bize kendinizden bahsedebilir misiniz?
Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunuyum ve klinik psikoloji yüksek lisansımı Başkent Üniversitesinde tamamladım. Yaklaşık sekiz yıldır afet, travma ve insani yardım alanlarında; çocuklar, kadınlar, kırılgan gruplar ve insani yardım çalışanlarına yönelik psikososyal destek ve koruma çalışmaları yürütüyorum. Akademik ve girişimcilik çalışmalarımda psikoloji ile teknolojinin kesişimine odaklanıyorum. Sanal gerçeklik maruz bırakma terapisinin sınav kaygısı üzerindeki etkisini araştırdığım yüksek lisans çalışmam, kurucu ortaklarından biri olduğum PsyTechCare’in bilimsel temellerinden birini oluşturdu. PsyTechCare ile psikoterapi ve psikoeğitim süreçlerinde kullanılabilecek sanal gerçeklik uygulamaları geliştiriyoruz. Aynı zamanda JCI Startup’ın kurucu yönetim kurulu üyesiyim ve 2026 döneminde Genel Sekreter ve Asbaşkan olarak görev yapıyorum. Tüm bu çalışmalar benim için aynı noktada birleşiyor: Bilimsel bilgiyi, teknolojiyi ve insan ilişkisini bir araya getirerek sürdürülebilir bir etki yaratmak.

Sektörünüzü en temelden sarsacak ve iş yapış şekillerini kalıcı olarak değiştirecek tek bir trend veya teknoloji ne olacak?
Bence ruh sağlığı alanında en büyük dönüşümü, yapay zekâ ile sanal gerçeklik gibi deneyimsel teknolojilerin birlikte kullanılması yaratacak. Bugüne kadar psikolojik desteği büyük ölçüde görüşme odasıyla sınırlı düşündük. Önümüzdeki dönemde ise danışanın yalnızca yaşadıklarını anlattığı değil, belirli durumları güvenli ve kontrollü bir ortamda deneyimleyebildiği uygulamalar daha görünür olacak. Örneğin uçuş korkusu yaşayan bir kişinin terapi sürecinde gerçekten uçağa binmesi her zaman mümkün değildir. Sanal gerçeklik sayesinde bu deneyim aşamalı olarak terapi odasına taşınabiliyor. Yapay zekâ ise uzmanın yerini almak için değil; değerlendirme, kişiselleştirme, takip ve içerik geliştirme süreçlerinde uzmana destek olmak için kullanılabilir. Bence asıl değişim teknolojinin terapiye dâhil olması değil, psikolojik desteğin daha ölçülebilir, erişilebilir ve kişiye özel hâle gelmesi olacak.
Sizin için gerçek başarı nedir?
Benim için başarı yalnızca bir hedefe ulaşmak değil, ulaşılan hedefin insanlar üzerinde nasıl bir karşılık oluşturduğudur. Geliştirdiğimiz bir uygulamanın bir uzmanın işini kolaylaştırması, bir danışanın uzun süredir kaçındığı bir durumla karşılaşabilmesine yardımcı olması veya verdiğimiz bir eğitimin bir kurumun çalışma kültüründe küçük de olsa bir değişim yaratması benim için önemli başarı göstergeleridir. Finansal sürdürülebilirlik elbette bir şirketin devamlılığı için vazgeçilmez. Ancak yalnızca büyüyen, daha fazla kazanan fakat insanlara gerçek bir değer sunmayan bir yapıyı başarılı olarak tanımlamakta zorlanıyorum. Kendimi ve içinde bulunduğum kurumu başarılı saymamı sağlayacak nihai ölçüt; bilimden uzaklaşmadan yenilik üretebilmek ve bu yeniliği insanların hayatında somut bir faydaya dönüştürebilmektir.
Bir lider olarak zamanınızı en çok neye harcadığınızı düşünüyorsunuz ve aslında en çok neye harcamanız gerektiğini biliyor musunuz?
Günlük çalışma hayatımın önemli bir kısmını operasyonel süreçler, koordinasyon ve anlık sorunlar alıyor. Oysa strateji geliştirmeye, üretmeye ve geleceği planlamaya daha fazla zaman ayırmam gerektiğini biliyorum. Özellikle girişimcilikte acil işler, önemli işlerin kolayca önüne geçebiliyor. Bu nedenle belirli zamanları yalnızca düşünmeye ve üretmeye ayırmaya çalışıyorum; her zaman kusursuz uygulayamasam da bu dengeyi korumaya önem veriyorum. Bu noktada kendime sık sık şu soruyu soruyorum: “Şu anda yaptığım şey yalnızca bugünü mü kurtarıyor, yoksa gelecekte kurmak istediğimiz yapıya da hizmet ediyor mu?” Bu soru, önceliklerimi yeniden düzenlememe yardımcı oluyor.
Bugünün trendlerinden hangisinin beş yıl sonra tamamen kaybolacağını düşünüyorsunuz?
Her soruna yapay zekâyı tek başına bir çözüm gibi sunma eğiliminin zamanla kaybolacağını düşünüyorum. Şu anda pek çok alanda, yapılan işin niteliğinden bağımsız olarak “yapay zekâ destekli” ifadesi bir değer göstergesi olarak kullanılabiliyor. Beş yıl sonra yapay zekâ hayatın doğal bir parçasına dönüşecek ve yalnızca yapay zekâ kullanıyor olmak ayırt edici olmayacak. Asıl değer; bu teknolojinin hangi probleme, hangi etik sınırlar içinde ve ne kadar işlevsel bir biçimde uygulandığında ortaya çıkacak. Ruh sağlığı alanında da insanlar bir uygulamanın yalnızca teknolojik olarak etkileyici olup olmadığına değil, bilimsel dayanağına, güvenliğine ve gerçekten fayda üretip üretmediğine daha fazla bakacak (lütfen baksınlar :))

Yapay zekânın mesleğinizde “insanı” hangi alanda asla ikame edemeyeceğini düşünüyorsunuz?
İnsanlar çoğu zaman yalnızca anlaşılmak değil, bir başka insan tarafından anlaşıldığını hissetmek ister. Yapay zekâ çok doğru sorular sorabilir, duygu analizi yapabilir ve kişiye uygun yanıtlar oluşturabilir. Ancak terapötik ilişkinin içinde oluşan gerçek temasın, güvenin ve iki insan arasındaki duygusal karşılaşmanın yerini alamaz. Terapi yalnızca doğru tekniklerin uygulandığı mekanik bir süreç değildir. Bazen danışanın sustuğu bir anda terapistin o sessizliği nasıl taşıdığı, söylenmeyen bir duyguyu nasıl fark ettiği veya kişinin kendisini ilk kez yargılanmadan kabul edilmiş hissetmesi değişimin en önemli parçası olabilir. Bu nedenle yapay zekânın psikologları tamamen ikame edeceğini düşünmüyorum. Doğru kullanıldığında psikoloğun kapasitesini artırabilir; ancak insan ilişkisinin kendisi olmadan psikolojik desteğin temelinde önemli bir eksiklik kalır.
“Teknoloji imkân sunar; ancak insanı iyileştiren şey hâlâ kurulan gerçek bağdır.” – Klinik Psikolog & Girişimci Özlem Akyol
Türkiye’de bu alanda yapılmayan ama yapılması gereken ilk şey sizce ne?
Ruh sağlığı teknolojileri için bilimsel, etik ve hukuki standartların birlikte ele alındığı kapsamlı bir değerlendirme sistemine ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Bugün çok sayıda dijital uygulama, çevrim içi platform ve yapay zekâ temelli araç geliştiriliyor. Ancak bunların ne kadarının bilimsel olarak test edildiği, kullanıcı verilerini nasıl koruduğu ve hangi durumlarda uzman kontrolü gerektirdiği her zaman açık değil. Teknolojik ürünlerin yalnızca yazılım performansı üzerinden değil, psikolojik etkileri üzerinden de değerlendirilmesi gerekiyor. Bunun için psikologların, akademisyenlerin, yazılım geliştiricilerin, hukukçuların ve etik uzmanlarının birlikte çalıştığı bir yapı kurulmalı. Ayrıca psikoloji alanında teknoloji üretmek isteyen girişimlerin bilimsel araştırmalara ve klinik doğrulama süreçlerine erişimi kolaylaştırılmalı. Çünkü ruh sağlığı alanında iyi niyetli olmak tek başına yeterli değil; geliştirilen ürünün güvenli ve etkili olduğunu da gösterebilmek gerekiyor.
İş dünyasında “başarı” uğruna kaybedilen en değerli şey sizce ne oluyor genelde?
Bence en sık kaybedilen şey insanın kendisiyle kurduğu bağ oluyor. Başarıya ulaşma çabası sırasında insanlar neden başladıklarını, neye değer verdiklerini ve aslında nasıl bir hayat yaşamak istediklerini unutabiliyor. İş dünyasında sürekli daha fazlasını yapmak, daha görünür olmak ve daha hızlı ilerlemek teşvik ediliyor. Bir süre sonra dinlenmek suçluluk, yavaşlamak ise başarısızlık gibi algılanabiliyor. Oysa sürekli çalışan ama yaptığı işle anlamlı bir ilişki kuramayan bir kişinin elde ettiği başarı, uzun vadede tükenmişliğe dönüşebiliyor. Bu nedenle başarıyı yalnızca sonuçlarla değil, o sonuca giderken neyi koruyabildiğimizle de değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Sağlığımızı, ilişkilerimizi, değerlerimizi ve kendimize duyduğumuz saygıyı kaybediyorsak, ulaştığımız noktanın gerçekten başarı olup olmadığını yeniden düşünmeliyiz.
Röportajlar
Sektöre Değer Katabilmek: Mehmet Akkurt
Bize kendinizden bahsedebilir misiniz?
Ben Mehmet Akkurt, Kolayyat’ın kurucusuyum. Girişimcilik yolculuğum VIP taşımacılık sektöründe çalışırken müşterilerden sürekli tekne kiralama talepleri almamla başladı. Bu ihtiyacı fark ederek Kolayyat’ı kurdum. Bugün amacımız, tekne kiralamayı herkes için birkaç dakikada ulaşılabilir hale getiren güvenilir bir teknoloji platformu oluşturmak. Benim için girişimcilik, bir problem görmek ve onu insanların hayatını kolaylaştıracak şekilde çözebilmektir.
Sektörünüzü en temelden sarsacak ve iş yapış şekillerini kalıcı olarak değiştirecek tek bir trend veya teknoloji ne olacak?
Kesinlikle yapay zekâ. Yakın gelecekte kullanıcıların isteklerini anlayan, en uygun tekneyi, rotayı, etkinliği ve fiyatı saniyeler içinde öneren sistemler standart hale gelecek. Rezervasyondan müşteri desteğine kadar birçok süreç otomatikleşecek. Ancak bunu insan deneyimini güçlendiren bir teknoloji olarak görmek gerekiyor.
Sizin için gerçek başarı nedir? Finansal hedeflere ulaşmanın yanı sıra, kendinizi ve şirketinizi başarılı saymanızı sağlayan o nihai ölçüt nedir?
Benim için başarı sadece ciro veya kârlılık değildir. Bir müşterinin tekrar bizi tercih etmesi, bir tekne sahibinin “iyi ki sizinle çalışıyorum” demesi ve sektöre gerçekten değer katabilmek en büyük başarıdır. Eğer oluşturduğumuz sistem insanların hayatını kolaylaştırıyorsa, doğru yoldayız demektir.
Bir lider olarak zamanınızı en çok neye harcadığınızı düşünüyorsunuz ve aslında en çok neye harcamanız gerektiğini biliyor musunuz? Bu iki durum arasındaki farkı nasıl yönetiyorsunuz?
Bugün zamanımın büyük kısmı operasyonel problemlere ve günlük süreçlere gidiyor. Aslında bir lider olarak en fazla zamanımı stratejiye, ürün geliştirmeye ve yeni iş birliklerine ayırmam gerektiğini biliyorum. Bu farkı kapatmak için ekip kuruyor, görevleri devrediyor ve süreçleri teknolojiyle otomatikleştirmeye çalışıyorum.
” Artık insanlar ve yatırımcılar gösterişten çok sürdürülebilir iş modellerine odaklanıyor. Değer üretmeyen projelerin uzun vadede ayakta kalması mümkün olmayacak. ” – Mehmet Akkurt
Yapay zekânın mesleğinizde “insanı” hangi alanda asla ikame edemeyeceğini düşünüyorsunuz?
Empati ve güven ilişkisini. Yapay zekâ çok hızlı analiz yapabilir ama özellikle turizm ve hizmet sektöründe insanların kendini güvende hissetmesi, sorun yaşadığında karşısında gerçekten çözüm üreten bir insan bulması her zaman önemli olacak. Teknoloji destekler ama güveni insanlar inşa eder.
Türkiye’de bu alanda yapılmayan ama yapılması gereken ilk şey sizce ne?
Turizm ve deneyim sektöründe tüm hizmet sağlayıcılarını tek bir dijital ekosistemde buluşturacak daha güçlü altyapılar oluşturulmalı. Kullanıcı, tekne kiralamadan transfere, etkinlikten konaklamaya kadar her şeyi tek platform üzerinden güvenle planlayabilmeli. Geleceğin turizmi entegre sistemlerden geçiyor.
İş dünyasında “başarı” uğruna kaybedilen en değerli şey sizce ne oluyor genelde?
Bence en çok kaybedilen şey denge. İnsanlar başarı için sağlıklarını, ailelerini ve kendilerine ayıracak zamanı ihmal edebiliyor. Oysa gerçek başarı, işte büyürken hayatın diğer alanlarını da koruyabilmektir. Çünkü uzun vadede sürdürülebilir başarı ancak sağlıklı ve dengeli bir yaşamla mümkündür.
Röportajlar
Öğrenmeyi Öğren: Ömür Doğan
1. Bize kendinizden bahsedebilir misiniz?
Kendimi en sade haliyle yazar, konuşmacı ve öğrenme tasarımcısı olarak tanımlıyorum. Uzun yıllardır kurumlarla, liderlerle, ekiplerle ve ebeveynlerle çalışıyorum. Bir tarafım kurumsal eğitim ve organizasyonel gelişim dünyasında, diğer tarafım çocukların ve gençlerin öğrenme becerilerini, merakını, yaratıcılığını ve düşünme gücünü desteklemeye çalışıyor.
Aslında yaptığım işin merkezinde hep aynı soru var: İnsan nasıl öğrenir, nasıl değişir ve kendi potansiyelini nasıl daha iyi kullanır?
Eğitim fakültesi kökenliyim. Eğitim sosyolojisi alanında yüksek lisans yaptım. Eğitim programları ve öğretim alanında doktora çalışması yapıyorum. Bunun yanında insan kaynakları yönetimi, koçluk, yaratıcı drama, öğrenme tasarımı ve kurumsal gelişim alanlarında çalıştım. ICF PCC unvanına sahip bir koçum. Aynı zamanda “Bir Ömür Yaratıcılık” ve “Süper Öğrenme Gücü: Öğrenmeyi Öğren” kitaplarının yazarıyım.
Bugün Süper Güç Eğitim ve Danışmanlık çatısı altında hem kurumlara hem de ebeveynlere ve çocuklara yönelik çalışmalar yapıyorum. Benim için öğrenme sadece okulda ya da eğitim salonunda olan bir şey değil, insanın hayatla kurduğu ilişki biçimi. O yüzden çalışmalarımda sık sık öğrenme çevikliği, zihinsel esneklik, merak, yaratıcılık ve eleştirel düşünme gibi kavramların üzerinde duruyorum.
2. Sektörünüzü en temelden sarsacak ve iş yapış şekillerini kalıcı olarak değiştirecek tek bir trend veya teknoloji ne olacak?
Bence bunun cevabı çok net: Yapay zeka.
Ama yapay zekayı sadece “işleri hızlandıran bir araç” olarak görürsek meseleyi biraz eksik okuruz. Yapay zeka, öğrenme, gelişim, koçluk, içerik üretimi, eğitim tasarımı ve hatta liderlik alanında iş yapış biçimimizi temelden değiştirecek.
Eskiden bilgiye ulaşmak önemliydi. Sonra bilgiyi doğru kullanmak önemli hale geldi. Şimdi ise doğru soruyu sormak, bilgiyi yorumlamak, bağlam kurmak, ayırt etmek, sentezlemek ve insani bir anlam üretmek çok daha önemli hale geliyor. Ben buna “geleceğe hazır zihin” adını verdim. Geleceğe hazır zihin, her şeyi bilen zihin değil, öğrenmeye açık, merakını koruyan, gerektiğinde fikrini güncelleyebilen ve belirsizlik içinde düşünebilen zihin.
Benim alanım açısından bakarsak, eğitim tasarımında artık “herkese aynı içerik” dönemi yavaş yavaş kapanıyor. Daha kişiselleştirilmiş, daha veri temelli, daha hızlı uyarlanabilen öğrenme deneyimleri gündeme geliyor. Fakat burada kritik nokta şu: Yapay zeka içerik üretebilir, veri analiz edebilir, alternatifler önerebilir, ama insanın gelişim ihtiyacını bağlam içinde okumak hala ciddi bir uzmanlık gerektiriyor.
Yani yapay zeka bizim yerimize düşünmeyecek, ama düşünmeyenleri çok hızlı görünür hale getirecek. Bu yüzden bundan sonraki dönemde en değerli becerilerden biri öğrenme çevikliği olacak. Çünkü değişim hızlandıkça, güçlü kalanlar en çok bilenler değil, en hızlı öğrenen, unlearning yapabilen ve kendini yeniden kurabilenler olacak.

3. Sizin için gerçek başarı nedir? Finansal hedeflere ulaşmanın yanı sıra, kendinizi ve şirketinizi başarılı saymanızı sağlayan o nihai ölçüt nedir?
Benim için gerçek başarı, yaptığım işin bir insanda iz bırakması.
Elbette finansal sürdürülebilirlik önemli. Bir şirketin ayakta kalması, büyümesi, değer üretmesi gerekiyor. Ama sadece ciroya, satışa ya da büyüklüğe bakarak başarıyı tanımlamak bana eksik geliyor. Zaten ben son yıllarda sık sık “başarının yeni tanımı” üzerine düşünüyorum ve konuşuyorum. Bence başarı artık sadece daha fazlasını yapmak, daha hızlı büyümek ya da daha çok kazanmak değil. Başarı, insanın öğrenme kapasitesini, anlam duygusunu, ilişkilerini ve içsel bütünlüğünü koruyarak ilerleyebilmesi.
Benim için asıl ölçü şu: Bir insan bir eğitimden, bir konuşmadan, bir kitaptan ya da bir görüşmeden sonra kendine başka türlü bakabiliyor mu? Çocuğuyla ilişkisini değiştirebiliyor mu? Öğrenmeye daha cesur yaklaşabiliyor mu? Bir lider ekibine daha bilinçli davranabiliyor mu? Bir kurum, “biz gerçekten neyi değiştirmeye çalışıyoruz?” sorusunu sormaya başlıyor mu?
Eğer bir çalışma insanların düşünme biçiminde, davranışında ya da ilişki kurma şeklinde küçük de olsa anlamlı bir değişim yaratıyorsa, ben orada başarı görüyorum.
Şirketim için de aynı şey geçerli. Süper Güç Eğitim ve Danışmanlık’ın benim gözümde nihai başarısı, insanların kendi öğrenme, merak, yaratıcılık, hayal gücü ve eleştirel düşünme güçlerini keşfetmelerine katkı sağlamak. Çünkü süper güçlü olmak benim için dışarıdan güçlü görünmek değil, insanın kendi potansiyelini fark etmesi, öğrenmeye devam etmesi ve hayatın karşısında zihinsel olarak esnek kalabilmesi.
4. Bir lider olarak zamanınızı en çok neye harcadığınızı düşünüyorsunuz ve aslında en çok neye harcamanız gerektiğini biliyor musunuz? Bu iki durum arasındaki farkı nasıl yönetiyorsunuz?
Sanırım birçok girişimci gibi ben de zamanımın önemli bir kısmını operasyonel işlere harcıyorum. İçerik üretmek, teklif hazırlamak, eğitim tasarlamak, müşteri görüşmeleri yapmak, sosyal medya, kitap, web sitesi, programlar derken gün bazen çok hızlı doluyor.
Ama aslında zamanımı en çok harcamam gereken yerin, eğitimlerde başkalarına da anlattığım gibi stratejik düşünme olduğunu biliyorum. Yani “Ben ne yapıyorum?” sorusundan çok, “Neyi neden yapıyorum, bunu nereye taşıyorum, neyi büyütmeli neyi bırakmalıyım?” sorularına daha fazla zaman ayırmam gerekiyor.
Bu farkı yönetmek kolay değil. Çünkü operasyon insanı sürekli içine çekiyor. Hele kendi işinizi yapıyorsanız her şey biraz size bakıyor gibi oluyor. Ama son yıllarda şunu daha bilinçli yapmaya çalışıyorum: Her işe aynı önem düzeyinde bakmamaya çalışıyorum. Bazı işleri mükemmel yapmak gerekmiyor. Bazı işleri devretmek gerekiyor. Bazı işlere de hiç girmemek gerekiyor.
Burada da zihinsel esneklik çok önemli. Çünkü liderlik biraz da kendi alışkanlıklarını görebilmek, gerektiğinde yön değiştirebilmek ve “benim burada gerçekten değer yaratacağım yer neresi?” diye sorabilmek. Benim için liderlik her şeye yetişmeye çalışmak değil, gerçekten değer yaratan yere odaklanabilmek.
5. Bugünün trendlerinden hangisinin 5 yıl sonra tamamen kaybolacağını düşünüyorsunuz?
Bence “her şeyi yapay zekaya yaptırma” heyecanının bugünkü yüzeysel hali kaybolacak.
Şu anda birçok yerde şöyle bir hava var: Yapay zeka gelsin, metni yazsın, sunumu hazırlasın, eğitimi tasarlasın, koçluk yapsın, analiz etsin, hatta bizim yerimize düşünsün. Bu yaklaşımın çok uzun ömürlü olacağını düşünmüyorum.
Çünkü bir süre sonra herkes benzer metinler, benzer sunumlar, benzer fikirler üretmeye başlayacak. O zaman asıl fark, yapay zekayı kullanan kişinin düşünme kalitesinde ortaya çıkacak.
Yani 5 yıl sonra “yapay zeka kullandım” demek bir avantaj olmayacak. Herkes kullanıyor olacak zaten. Asıl mesele şu olacak: Nasıl kullandın? Hangi soruyu sordun? Hangi bağlamı verdin? Çıkan sonucu nasıl değerlendirdin? Ne ekledin? Neyi eledin? Ona nasıl bir insan derinliği kattın?
Bu yüzden bugünkü hızlı, yüzeysel, parlak ama derinliği olmayan yapay zeka kullanımının kaybolacağını düşünüyorum. Yerine daha bilinçli, daha etik, daha bağlamlı ve daha stratejik bir kullanım gelecek. Belki de burada asıl farkı yine öğrenme çevikliği yaratacak. Çünkü yapay zekayla çalışmayı öğrenmek başka bir şey, onunla birlikte daha iyi düşünebilmeyi öğrenmek bambaşka bir şey.
”Çünkü bence bugünün dünyasında asıl mesele sadece daha çok şey bilmek değil, değişen koşullarda yeniden öğrenebilmek ve süper güçlü kalabilmek.”- Ömür Doğan
6. Yapay zekanın mesleğinizde “insanı” hangi alanda asla ikame edemeyeceğini düşünüyorsunuz?
Yapay zeka çok şeyi destekleyebilir ama insanın insana temasını ikame edemez.
Benim işimde en kritik şeylerden biri, görünen talebin arkasındaki gerçek ihtiyacı duyabilmek. Bir kurum “bize iletişim eğitimi lazım” dediğinde mesele gerçekten iletişim mi, liderlik mi, güven mi, süreç mi, kültür mü, bunu anlamak gerekir. Bir ebeveyn “çocuğum ders çalışmıyor” dediğinde mesele sadece motivasyon olmayabilir. Kaygı olabilir, ilişki olabilir, özgüven olabilir, dikkat olabilir, öğrenme becerisi olabilir.
Bunu anlamak sadece bilgiyle olmaz. Dinleme, sezgi, deneyim, bağlam okuma, duygu yakalama ve doğru anda doğru soruyu sorma becerisi gerekir.
Yapay zeka iyi bir yardımcı olabilir. Hatta çok iyi bir düşünme ortağı olabilir. Ama bir insanın gözündeki tereddüdü, sesindeki kırılmayı, cümlesinin arkasındaki ihtiyacı, odadaki görünmeyen gerilimi, bir grubun enerjisindeki değişimi anlamak bence hala insana ait bir alan.
Benim mesleğimde insanı insan yapan şey, sadece bilgi aktarması değil, temas kurması, anlaması, eşlik etmesi ve bazen de aynalık yapması. Geleceğe hazır zihin dediğimiz şey de biraz burada başlıyor zaten. Teknolojiyi kullanırken insan kalabilmek, hızlanırken derinliği kaybetmemek, veriye bakarken duyguyu da duyabilmek.

7. Türkiye’de bu alanda yapılmayan ama yapılması gereken ilk şey sizce ne?
Bence Türkiye’de eğitim ve gelişim alanında yapılması gereken ilk şey, eğitim talebi ile gerçek ihtiyacı birbirinden ayırmak.
Bizde çok sık şöyle oluyor: “Bize iletişim eğitimi lazım.” “Yeni yöneticilere liderlik eğitimi yapalım.” “Ekip biraz motivasyonsuz, bir eğitim aldırabilir miyiz?” Bunlar kulağa makul gelen talepler ama her talep gerçek ihtiyacı göstermeyebilir.
Bence kurumların daha fazla şu soruları sorması gerekiyor: Bu eğitim hangi iş problemine cevap verecek? Hangi davranışı değiştirmeye çalışıyoruz? Bu davranış değişirse ne olacak? Değişmezse ne kaybederiz? Eğitimden önce ve sonra sistemde neyi değiştirmemiz gerekiyor? Yöneticinin rolü ne? Kurum kültürü bunu destekliyor mu?
Eğitimi tek başına mucizevi bir çözüm gibi görmekten çıkmamız gerekiyor. Eğitim çok güçlü bir araçtır ama doğru ihtiyaca bağlanmadığında etkisi sınırlı kalır.
Türkiye’de bu alanda yapılması gereken ilk şey bence “eğitim ihtiyaç analizi” kavramını daha stratejik, daha performans odaklı ve daha sistemik bir yerden yeniden ele almak. Çünkü öğrenme çevikliği sadece bireylerin değil, kurumların da ihtiyacı. Kurumlar da öğrenebilmeli, eski reflekslerini fark edebilmeli, değişen dünyaya karşı zihinsel esneklik geliştirebilmeli.
8. İş dünyasında “başarı” uğruna kaybedilen en değerli şey sizce ne oluyor genelde?
Bence en çok anlam duygusu kaybediliyor.
İnsanlar çok çalışıyor, çok koşuyor, çok hedef kovalıyor. Toplantılar, raporlar, sunumlar, bütçeler, performans göstergeleri, büyüme hedefleri… Bunların hepsi iş dünyasının doğal parçaları. Ama bazen bütün bu koşuşturmanın içinde insanlar “Ben bunu neden yapıyorum?” sorusundan uzaklaşıyor.
Başarı uğruna bazen merakımızı kaybediyoruz. Bazen öğrenme isteğimizi kaybediyoruz. Bazen iyi düşünme becerimizi, bazen ilişkilerimizi, bazen de kendimizle temasımızı kaybediyoruz.
En tehlikelisi de şu bence: İnsan bir süre sonra çok başarılı görünürken içeride tükenmiş, kopmuş ya da anlamsızlaşmış hissedebiliyor.
O yüzden ben başarının sadece dışarıdan görünen sonuçlarla tanımlanmasını doğru bulmuyorum. Benim için başarının yeni tanımı, insanın değerleriyle, emeğiyle, ilişkileriyle ve içsel bütünlüğüyle birlikte var olabilmesi. Yani sadece bir yere varmak değil, oraya giderken kendinden çok fazla şey kaybetmemek.
Süper güçlü olmak da tam burada devreye giriyor. Süper güçlü olmak sürekli daha fazla performans göstermek değil, kendini, merakını, öğrenme gücünü ve insan tarafını koruyarak ilerleyebilmek.
Röportajlar
Geleceği Değiştirecek Bir Karar: Orhun Özkan
1. Bize kendinizden bahsedebilir misiniz?
Kendimi tek bir unvanla tanımlamayı hiçbir zaman doğru bulmadım. Evet, mesleğim proje yöneticiliği ve uzun yıllardır yapay zekâ, dijital dönüşüm ve finansal teknolojiler alanında çalışıyorum. Ancak beni motive eden şey, proje teslim etmekten çok insanların çalışma şeklini değiştiren sistemler tasarlamak. Bugüne kadar birçok dijital dönüşüm projesinde görev aldım. Özellikle son yıllarda yapay zekâ ve robotik süreç otomasyonu üzerine yoğunlaşıyorum. Benim için teknolojinin başarısı, ne kadar gelişmiş olduğu değil; insanların hayatında neyi kolaylaştırdığıyla ölçülür. Eğer bir çözüm, çalışanların tekrar eden işleri yerine düşünmeye, üretmeye ve değer oluşturmaya daha fazla zaman ayırmasını sağlıyorsa, gerçek dönüşüm orada başlıyor.
Kurumsal kariyerimin yanında gençlik, girişimcilik ve liderlik ekosistemlerinde de aktif olarak çalışıyorum. 2026 JCI İstanbul Genel Sekreteri olarak genç liderlerin gelişimine katkı sağlayan projeler yürütüyor, aynı zamanda farklı sosyal girişimlerle teknoloji ile sosyal etkiyi bir araya getiren çalışmalar geliştiriyorum. Hayata bakışımı özetleyen tek bir cümle var: Teknoloji tek başına dünyayı değiştirmez; doğru insanların elindeki teknoloji değiştirir.
2. Sektörünüzü en temelden sarsacak ve iş yapış şekillerini kalıcı olarak değiştirecek tek bir trend veya teknoloji ne olacak?
Bence bugün hâlâ yapay zekânın ilk perdesini izliyoruz. Şu anda çoğu kurum yapay zekâyı içerik üretmek, rapor hazırlamak ya da analiz yapmak için kullanıyor. Oysa asıl kırılma noktası, yapay zekânın karar süreçlerine ve operasyonlara doğrudan dahil olmasıyla yaşanacak. Yakın gelecekte şirketlerde yalnızca insan ekipleri olmayacak. Dijital ekip arkadaşları da olacak.
Bir proje yöneticisinin toplantılarını planlayan, riskleri analiz eden, raporları hazırlayan ve alternatif senaryolar üreten yapay zekâ ajanlarından bahsediyoruz. Finans, hukuk, insan kaynakları ve müşteri deneyimi gibi birçok alanda benzer dönüşümü göreceğiz. Bence gelecekte şirketler “Kaç çalışanınız var?” sorusunun yanında “Kaç yapay zekâ ajanınız aktif çalışıyor?” sorusuna da cevap verecek. Bu değişimi erken anlayan şirketler yalnızca daha verimli olmayacak; oyunun kurallarını yeniden yazacak.

3. Sizin için gerçek başarı nedir? Finansal hedeflere ulaşmanın yanı sıra, kendinizi ve şirketinizi başarılı saymanızı sağlayan o nihai ölçüt nedir?
İş dünyasında başarı çoğu zaman ciro, büyüme oranı ya da kârlılıkla ölçülüyor. Bunların önemli olduğunu inkâr edemeyiz. Ancak bunlar bana göre sonucun göstergesi.
Ben daha çok geride ne bıraktığınıza bakıyorum. Çünkü insanlar projeleri unutabilir, şirketler değişebilir ama iyi kurulmuş sistemler ve yetişmiş insanlar uzun yıllar yaşamaya devam eder. Ben kariyerimin sonunda “kaç proje yönettiğimle” değil, “kaç kişinin daha büyük hayaller kurmasına katkı sağladığımla” hatırlanmak isterim.
4. Bir lider olarak zamanınızı en çok neye harcadığınızı düşünüyorsunuz ve aslında en çok neye harcamanız gerektiğini biliyor musunuz? Bu iki durum arasındaki farkı nasıl yönetiyorsunuz?
Sanırım birçok liderin ortak problemi bu. Günün büyük bölümü operasyonel konularla geçiyor. Toplantılar, koordinasyon, beklenmeyen problemler ve günlük kararlar…
Bir süre sonra fark ediyorsunuz ki yönettiğiniz şey aslında gelecek değil, bugünün yoğunluğu olmuş. Bu nedenle kendime sık sık küçük bir kontrol sorusu soruyorum: “Bugün geleceği değiştirecek bir karar mı aldım, yoksa sadece günü mü kurtardım?”
Bu soru bakış açımı değiştirdi. Liderlik benim için her problemi çözen kişi olmak değil; problemlerin tekrar oluşmasını engelleyecek sistemi kurabilmek demek.
O yüzden son dönemde en çok yatırım yaptığım konu otomasyon, standartlaşma ve yetki devri. Çünkü iyi bir lider her işin içinde olan değil, ekibinin en iyi performansı gösterebildiği ortamı kuran kişidir.
”Bir sistemi siz olmadan da çalışabilecek hale getirebildiyseniz, yetişmesine katkı sunduğunuz insanlar zamanla sizi geçebiliyorsa ve ortaya koyduğunuz fikirler yıllar sonra bile değer üretmeye devam ediyorsa, gerçek başarı budur.” – Orhun Özkan
5. Bugünün trendlerinden hangisinin 5 yıl sonra tamamen kaybolacağını düşünüyorsunuz?
“Yapay zekâ destekli” ifadesinin tek başına bir pazarlama avantajı olacağını düşünmüyorum. Bugün neredeyse her ürün kendisini yapay zekâ ile tanımlıyor. Çünkü bu yeni ve dikkat çekici.
Ancak birkaç yıl sonra bu ifadeyi kullanmanın hiçbir anlamı kalmayacak. Nasıl bugün bir şirket “İnternet kullanıyoruz.” diye reklam yapmıyorsa, gelecekte de kimse “Biz yapay zekâ kullanıyoruz.” demeyecek. Çünkü yapay zekâ bir özellik değil, iş yapış biçiminin doğal parçası olacak. Rekabet, teknolojiyi kullananlarla kullanmayanlar arasında değil; onu doğru kullananlarla yanlış kullananlar arasında yaşanacak.
6. Yapay zekânın mesleğinizde “insanı” hangi alanda asla ikame edemeyeceğini düşünüyorsunuz?
Tek kelimeyle söylemem gerekirse: Güven. Teknoloji hesap yapabilir, analiz edebilir, tahminde bulunabilir. Ama insanların size güvenmesini sağlayamaz. Proje yönetiminde en kritik anlar genellikle teknik konular değildir. Bir kriz anında ekibi sakinleştirmek, farklı paydaşları ortak hedefte buluşturmak ya da zor bir kararı sahiplenmek tamamen insani beceriler gerektirir.
Bence gelecekte teknik bilgi arasındaki fark giderek azalacak. Asıl farkı; iletişim kurabilen, empati geliştirebilen, güven veren ve insanları ortak bir amaç etrafında birleştirebilen liderler oluşturacak. Yapay zekâ çok iyi bir ekip arkadaşı olabilir. Ama bir ekibe ilham veren kişi hâlâ insan olacak.

7. Türkiye’de bu alanda yapılmayan ama yapılması gereken ilk şey sizce ne?
Türkiye’de teknoloji üreten insan eksiğimiz olduğunu düşünmüyorum. Asıl eksik, birlikte üretme kültürü. Üniversiteler, kamu kurumları, özel sektör ve girişimler hâlâ çoğu zaman kendi sınırları içinde çalışıyor. Oysa dünyanın en başarılı teknoloji ekosistemlerine baktığınızda ortak bir özellik görüyorsunuz: Bilgi paylaşımı çok yüksek. Ben Türkiye’nin özellikle yapay zekâ alanında ortak veri platformları, ortak Ar-Ge laboratuvarları ve girişimlerin gerçek ihtiyaçlara erişebileceği açık inovasyon modellerine daha fazla yatırım yapması gerektiğini düşünüyorum.
Teknoloji yarışını tek başına koşanlar değil, ekosistem kurabilenler kazanacak.
8. İş dünyasında “başarı” uğruna kaybedilen en değerli şey sizce ne oluyor genelde?
Bence insanların önce merakı, sonra da zamanı kayboluyor. Bir noktadan sonra birçok profesyonel yeni şeyler öğrenmek yerine sadece yetişmeye çalışıyor. Takvimler doluyor, toplantılar artıyor ama düşünmek için ayrılan zaman giderek azalıyor. Oysa bugün yapay zekânın bize kazandırması gereken en büyük şey hız değil; düşünme fırsatı. Ben başarıyı yoğunlukla değil, etkiyle ölçüyorum. Bir gün içinde onlarca toplantıya girmiş olabilirsiniz ama gerçekten önemli olan, günün sonunda hangi problemi çözdüğünüzdür.
Çünkü kariyerin sonunda insanlar ne kadar meşgul olduğunuzu değil, neyi değiştirdiğinizi hatırlar. Ben geleceğin iş dünyasını “insan mı, yapay zekâ mı?” tartışması üzerinden okumuyorum. Asıl soru şu: İnsan ve yapay zekâ birlikte çalıştığında ortaya nasıl bir değer çıkacak?
Bu soruya doğru cevap veren kurumlar sadece bugünü değil, geleceği de şekillendirecek. Ben kariyerim boyunca bu dönüşümün bir parçası olmayı ve teknolojiyle insan potansiyeli arasındaki köprüyü güçlendirmeyi hedefliyorum. Çünkü bana göre en başarılı teknoloji, kendisini değil; insanı görünür kılan teknolojidir.
-
Etkinlik9 ay ago
BTG25 Zirvesi Maltepe Üniversitesi’nde Rekor İlgiyle Gerçekleşti: Girişimcilik Ateşi Yakıldı
-
Röportajlar9 ay agoHermanas Hair & Makeup ile Gelin Makyajında Kusursuz Güzelliğin Sırrı
-
Cemiyet10 ay agoSheraton Ataköy’de Görkemli Düğün
-
Röportajlar8 ay agoVeri Konuşur Biz Tercüme Ederiz ; Gökhan Acar
-
Röportajlar10 ay agoYapay Zekâ Yanıtlarında Topluluk Tabanlı Içeriklerin Etkisi
-
Röportajlar8 ay agoManuel Terapi ile Fıtık Küçülür Mü? Fizyoterapist Zafer Aksungur Anlatıyor
-
Röportajlar10 ay agoYükselen Yıldız Arya: Kalem ve Kılıç Arasında Bir Yaşam Felsefesi
-
Röportajlar8 ay agoGüç ve Denge ; Serpil Süzen
