Connect with us

Röportajlar

Dönüştürmek Bizim Ruhumuzda Var; Sanem Koçak

Published

on

1- Bize kendinizden bahsedebilir misiniz?

Genellikle bu soru sorulduğunda ilk olarak unvanlarımızı ya da yaptığımız işi anlatıyoruz. Ben biraz farklı bir yerden başlamak isterim. Kendimi, yaşam yolculuğunu sorgulayan, bu dünyaya nasıl bir iz bırakmak istediğini sık sık kendine hatırlatan biri olarak görüyorum. Zaman içinde kendimle ilgili önemli bir şey keşfettim. Yenilik üretmek, dönüşüme öncülük etmek ve insanlara gerçekten fayda sağlayacak işler yapmak bana huzur veriyor. Sanırım beni girişimciliğe taşıyan en temel motivasyon da buydu.

Fermente Bahçem’in yolculuğunun en başında ekibimize “İnsanlığa ve ailemize faydalı işler yapma hayalimizi tüm yolculuğumuz boyunca devam ettirelim.” cümlesini söylemiştim. Çünkü benim için bu girişim hiçbir zaman sadece bir marka kurmak olmadı; değer üreten bir yolculuk oldu. Girişimcilik yönümü ise üniversiteden mezun olduktan sonra keşfettim. İlk girişimim, tekstil sektöründe ortaya çıkan fazla kumaşların yeniden değerlendirilmesini amaçlayan sürdürülebilirlik odaklı bir sosyal girişimdi. Bir problemin çözümüne katkı sunabilmenin beni ne kadar motive ettiğini o süreçte fark ettim.

Fermente Bahçem ise ailemiz ve sevdiklerimiz için özenle ürettiğimiz doğal gıdaların aslında daha fazla insanın da ihtiyacı olduğunu görmemizle doğdu. Bugün de aynı motivasyonla ilerliyorum. Kendimi hala öğrenen, değişen, dönüşen; hem kendisini hem de girişimini her gün biraz daha geliştirmeye çalışan bir girişimci olarak tanımlıyorum.

2- Sizin için gerçek başarı nedir?

Bence başarı, yol sizi ne kadar değiştirirse değiştirsin, yola çıkma nedeninizi unutmamaktır. Benim için gerçek başarı, doğal fermantasyonun kendisine çok benziyor. Ve biliyorsunuz bu benim işim. Çünkü doğal fermantasyon zaman, sabır ve doğru yöntemi gerektirir. Süreci hızlandırabilirsiniz ama ortaya çıkan sonuç aynı olmaz. Hayatın ve girişimciliğin de bundan çok farklı olmadığını düşünüyorum.

Bu yüzden bugün yaptığım işten her gün yeniden gurur duyuyorum. Doğal fermantasyon bana yalnızca üretmeyi değil, beklemeyi, sürece güvenmeyi ve acele etmemeyi öğretti. İş hayatında da aynı bakış açısını benimsiyorum.  Bana göre bir gıda markası kurmak yalnızca ürün üretmekten ibaret olmamalı. Bir değer üretmeli, güven inşa etmeli ve yıllar sonra bile ilk günkü üretim anlayışını koruyabilmeli. Gerçek başarı, büyürken özünü kaybetmemektir. 

sanem koçak

Yolculuğumda tanıştığım ve gerçekten iz bırakan insanların ortak bir özelliğini gördüm. Ne kadar büyük başarılara ulaşmış olurlarsa olsunlar, nereden geldiklerini unutmuyorlar. Değişiyorlar, gelişiyorlar ama özlerinden uzaklaşmıyorlar. Bunun çok kıymetli olduğuna inanıyorum. Bir diğer önemli nokta ise hiçbir zaman “Tamam, oldum.” dememek. Hayat her gün yeni bir şey öğretiyor. Yolculuk boyunca ne kadar deneyim kazanırsanız kazanın, kendinizi yeniden öğrenmeye açık tutabilmek bence başarının en önemli parçalarından biri.

3- Fermente Bahçem’in arkasındaki hikaye nedir? Sizi bu girişimi kurmaya iten en önemli motivasyon ne oldu?

Fermente Bahçem’in hikayesi aslında annemin mutfağında başladı. Doğal fermantasyonla ilk tanıştığım yer de orasıydı. Ailemizde yıllardır kendi sağlığımız ve sevdiklerimiz için katkısız, doğal fermente gıdalar üretilirdi. O dönem bunun özel bir şey olduğunu düşünmüyordum; bizim için hayatın doğal akışı buydu. Zamanla market raflarında ürünlerin içeriklerini daha dikkatli incelemeye başladım. Katkı maddeleri, koruyucular ve hızlandırılmış üretim yöntemleri bana şunu düşündürdü: Aslında bizim evimizde doğal kabul ettiğimiz bu üretim anlayışına yalnızca bizim değil, çok daha fazla insanın ihtiyacı var.

Fermente Bahçem tam da bu düşünceden doğdu. Amacımız sadece doğal ürün üretmek değil, geleneksel doğal fermantasyon bilgisini bilimsel yaklaşımla bir araya getirerek insanların güvenle tüketebileceği gıdalar geliştirmekti. Bu yolculukta sürdürülebilirlik bakış açımın da büyük etkisi oldu. Üniversite sonrası ilk girişimim de sürdürülebilirlik üzerineydi ve üretim süreçlerinde ortaya çıkan atıkların aslında doğru bakış açısıyla yeniden değerlendirilebileceğini gösterdik. Bu düşünceyi Fermente Bahçem’e de taşıdık. Bugün üretimimizde ortaya çıkan meyve posalarını ve fermantasyon kültürlerini yeniden değerlendirerek döngüsel bir üretim modeli oluşturuyoruz.

Sanırım bunun temelinde çocukluğumdan beri gördüğüm bir alışkanlık var. Annem hiçbir zaman meyve kabuklarını ya da çekirdeklerini “atık” olarak görmezdi. Onları mutlaka başka bir faydaya dönüştürürdü. Ben de bu kültürle büyüdüm. Bu yüzden bana göre atık çoğu zaman bir maddenin değil, bakış açısının sonucudur. Doğru bakmayı öğrendiğimizde dönüşüm kaçınılmaz oluyor. Belki de bu yüzden Fermente Bahçem’in en sevdiğim cümlesi şu: “Dönüştürmek bizim doğamızda var.” Çünkü bugün yaptığımız iş sadece doğal fermantasyonla katkısız ve koruyucusuz gıdalar üretmek, yalnızca insan sağlığını desteklemek değil; aynı zamanda doğaya, üretime ve hayata farklı bir gözle bakabilmek.

‘’Bence başarı, yol sizi ne kadar değiştirirse değiştirsin, yola çıkma nedeninizi unutmamaktır.’’ –  Sanem Koçak

4- Hem girişimci hem de üretici kimliğinizle geriye dönüp baktığınızda, aldığınız en doğru karar neydi?

Ben yalnızca bu markanın kurucusu değil, aynı zamanda üreticisiyim. Bence bu, Fermente Bahçem’i şekillendiren en önemli kararlardan biri oldu. Çünkü yolun en başında üretimi dışarıya bırakmak yerine, kendi üretimimizi yapmayı tercih ettik. Sanırım aldığımız en doğru karar da buydu: Hızlı büyümeyi değil, sağlam bir temel kurmayı seçmek.

Hem girişimci hem de üretici olmak elbette kolay değil. Ham maddenin seçiminden doğal fermantasyon sürecine, mevzuata uygunluğa, etiket tasarımından ürün geliştirmeye, satıştan pazarlamaya kadar her sürecin içindeyiz. Yorucu olduğu zamanlar oluyor ama ürünümüzün her detayını biliyor olmak bize büyük bir sorumluluk duygusu ve aynı zamanda önemli bir güç kazandırıyor. Bugün ürünlerimizi ilk kez deneyen insanlardan en çok duyduğumuz yorumlardan biri, “Gerçekten lezzetli.” oluyor. Bence bu tesadüf değil. Bir ürünün karakteri, üretimin her aşamasına gösterilen özenle oluşuyor.

Bir diğer konu ise sürdürülebilirlik anlayışımız. Üretirken yalnızca ürünü değil, doğayı da düşünüyoruz. Meyve posalarını yeniden değerlendirmenin yanında, fermantasyon kültürlerini de gıda üretiminde değerlendiren Türkiye’de ilk ve tek marka olarak döngüsel bir üretim modeli oluşturduk. Bu yaklaşımımızın iklim alanında 2025 yılında ödülle takdir edilmesi elbette bizi mutlu etti. Ancak bizim için asıl değerli olan, üretirken geride mümkün olduğunca az iz bırakabilmek. 

Bugün geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum: Üretimin her aşamasına hakim bir marka inşa ettik. Bana göre uzun vadede en doğru yatırım da buydu.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Röportajlar

Sektöre Değer Katabilmek: Mehmet Akkurt

Published

on

Bize kendinizden bahsedebilir misiniz?

Ben Mehmet Akkurt, Kolayyat’ın kurucusuyum. Girişimcilik yolculuğum VIP taşımacılık sektöründe çalışırken müşterilerden sürekli tekne kiralama talepleri almamla başladı. Bu ihtiyacı fark ederek Kolayyat’ı kurdum. Bugün amacımız, tekne kiralamayı herkes için birkaç dakikada ulaşılabilir hale getiren güvenilir bir teknoloji platformu oluşturmak. Benim için girişimcilik, bir problem görmek ve onu insanların hayatını kolaylaştıracak şekilde çözebilmektir.

Sektörünüzü en temelden sarsacak ve iş yapış şekillerini kalıcı olarak değiştirecek tek bir trend veya teknoloji ne olacak?

Kesinlikle yapay zekâ. Yakın gelecekte kullanıcıların isteklerini anlayan, en uygun tekneyi, rotayı, etkinliği ve fiyatı saniyeler içinde öneren sistemler standart hale gelecek. Rezervasyondan müşteri desteğine kadar birçok süreç otomatikleşecek. Ancak bunu insan deneyimini güçlendiren bir teknoloji olarak görmek gerekiyor.

Sizin için gerçek başarı nedir? Finansal hedeflere ulaşmanın yanı sıra, kendinizi ve şirketinizi başarılı saymanızı sağlayan o nihai ölçüt nedir?

Benim için başarı sadece ciro veya kârlılık değildir. Bir müşterinin tekrar bizi tercih etmesi, bir tekne sahibinin “iyi ki sizinle çalışıyorum” demesi ve sektöre gerçekten değer katabilmek en büyük başarıdır. Eğer oluşturduğumuz sistem insanların hayatını kolaylaştırıyorsa, doğru yoldayız demektir.

Bir lider olarak zamanınızı en çok neye harcadığınızı düşünüyorsunuz ve aslında en çok neye harcamanız gerektiğini biliyor musunuz? Bu iki durum arasındaki farkı nasıl yönetiyorsunuz?

Bugün zamanımın büyük kısmı operasyonel problemlere ve günlük süreçlere gidiyor. Aslında bir lider olarak en fazla zamanımı stratejiye, ürün geliştirmeye ve yeni iş birliklerine ayırmam gerektiğini biliyorum. Bu farkı kapatmak için ekip kuruyor, görevleri devrediyor ve süreçleri teknolojiyle otomatikleştirmeye çalışıyorum.

” Artık insanlar ve yatırımcılar gösterişten çok sürdürülebilir iş modellerine odaklanıyor. Değer üretmeyen projelerin uzun vadede ayakta kalması mümkün olmayacak. ” – Mehmet Akkurt

Yapay zekânın mesleğinizde “insanı” hangi alanda asla ikame edemeyeceğini düşünüyorsunuz?

Empati ve güven ilişkisini. Yapay zekâ çok hızlı analiz yapabilir ama özellikle turizm ve hizmet sektöründe insanların kendini güvende hissetmesi, sorun yaşadığında karşısında gerçekten çözüm üreten bir insan bulması her zaman önemli olacak. Teknoloji destekler ama güveni insanlar inşa eder.

Türkiye’de bu alanda yapılmayan ama yapılması gereken ilk şey sizce ne?

Turizm ve deneyim sektöründe tüm hizmet sağlayıcılarını tek bir dijital ekosistemde buluşturacak daha güçlü altyapılar oluşturulmalı. Kullanıcı, tekne kiralamadan transfere, etkinlikten konaklamaya kadar her şeyi tek platform üzerinden güvenle planlayabilmeli. Geleceğin turizmi entegre sistemlerden geçiyor.

İş dünyasında “başarı” uğruna kaybedilen en değerli şey sizce ne oluyor genelde?

Bence en çok kaybedilen şey denge. İnsanlar başarı için sağlıklarını, ailelerini ve kendilerine ayıracak zamanı ihmal edebiliyor. Oysa gerçek başarı, işte büyürken hayatın diğer alanlarını da koruyabilmektir. Çünkü uzun vadede sürdürülebilir başarı ancak sağlıklı ve dengeli bir yaşamla mümkündür.

Continue Reading

Röportajlar

Öğrenmeyi Öğren: Ömür Doğan

Published

on

1. Bize kendinizden bahsedebilir misiniz?

Kendimi en sade haliyle yazar, konuşmacı ve öğrenme tasarımcısı olarak tanımlıyorum. Uzun yıllardır kurumlarla, liderlerle, ekiplerle ve ebeveynlerle çalışıyorum. Bir tarafım kurumsal eğitim ve organizasyonel gelişim dünyasında, diğer tarafım çocukların ve gençlerin öğrenme becerilerini, merakını, yaratıcılığını ve düşünme gücünü desteklemeye çalışıyor.

Aslında yaptığım işin merkezinde hep aynı soru var: İnsan nasıl öğrenir, nasıl değişir ve kendi potansiyelini nasıl daha iyi kullanır?

Eğitim fakültesi kökenliyim. Eğitim sosyolojisi alanında yüksek lisans yaptım. Eğitim programları ve öğretim alanında doktora çalışması yapıyorum. Bunun yanında insan kaynakları yönetimi, koçluk, yaratıcı drama, öğrenme tasarımı ve kurumsal gelişim alanlarında çalıştım. ICF PCC unvanına sahip bir koçum. Aynı zamanda “Bir Ömür Yaratıcılık” ve “Süper Öğrenme Gücü: Öğrenmeyi Öğren” kitaplarının yazarıyım.

Bugün Süper Güç Eğitim ve Danışmanlık çatısı altında hem kurumlara hem de ebeveynlere ve çocuklara yönelik çalışmalar yapıyorum. Benim için öğrenme sadece okulda ya da eğitim salonunda olan bir şey değil, insanın hayatla kurduğu ilişki biçimi. O yüzden çalışmalarımda sık sık öğrenme çevikliği, zihinsel esneklik, merak, yaratıcılık ve eleştirel düşünme gibi kavramların üzerinde duruyorum.

2. Sektörünüzü en temelden sarsacak ve iş yapış şekillerini kalıcı olarak değiştirecek tek bir trend veya teknoloji ne olacak?

Bence bunun cevabı çok net: Yapay zeka.

Ama yapay zekayı sadece “işleri hızlandıran bir araç” olarak görürsek meseleyi biraz eksik okuruz. Yapay zeka, öğrenme, gelişim, koçluk, içerik üretimi, eğitim tasarımı ve hatta liderlik alanında iş yapış biçimimizi temelden değiştirecek.

Eskiden bilgiye ulaşmak önemliydi. Sonra bilgiyi doğru kullanmak önemli hale geldi. Şimdi ise doğru soruyu sormak, bilgiyi yorumlamak, bağlam kurmak, ayırt etmek, sentezlemek ve insani bir anlam üretmek çok daha önemli hale geliyor. Ben buna  “geleceğe hazır zihin” adını verdim. Geleceğe hazır zihin, her şeyi bilen zihin değil, öğrenmeye açık, merakını koruyan, gerektiğinde fikrini güncelleyebilen ve belirsizlik içinde düşünebilen zihin.

Benim alanım açısından bakarsak, eğitim tasarımında artık “herkese aynı içerik” dönemi yavaş yavaş kapanıyor. Daha kişiselleştirilmiş, daha veri temelli, daha hızlı uyarlanabilen öğrenme deneyimleri gündeme geliyor. Fakat burada kritik nokta şu: Yapay zeka içerik üretebilir, veri analiz edebilir, alternatifler önerebilir, ama insanın gelişim ihtiyacını bağlam içinde okumak hala ciddi bir uzmanlık gerektiriyor.

Yani yapay zeka bizim yerimize düşünmeyecek, ama düşünmeyenleri çok hızlı görünür hale getirecek. Bu yüzden bundan sonraki dönemde en değerli becerilerden biri öğrenme çevikliği olacak. Çünkü değişim hızlandıkça, güçlü kalanlar en çok bilenler değil, en hızlı öğrenen, unlearning yapabilen ve kendini yeniden kurabilenler olacak.

ömür doğan

3. Sizin için gerçek başarı nedir? Finansal hedeflere ulaşmanın yanı sıra, kendinizi ve şirketinizi başarılı saymanızı sağlayan o nihai ölçüt nedir?

Benim için gerçek başarı, yaptığım işin bir insanda iz bırakması.

Elbette finansal sürdürülebilirlik önemli. Bir şirketin ayakta kalması, büyümesi, değer üretmesi gerekiyor. Ama sadece ciroya, satışa ya da büyüklüğe bakarak başarıyı tanımlamak bana eksik geliyor. Zaten ben son yıllarda sık sık “başarının yeni tanımı” üzerine düşünüyorum ve konuşuyorum. Bence başarı artık sadece daha fazlasını yapmak, daha hızlı büyümek ya da daha çok kazanmak değil. Başarı, insanın öğrenme kapasitesini, anlam duygusunu, ilişkilerini ve içsel bütünlüğünü koruyarak ilerleyebilmesi.

Benim için asıl ölçü şu: Bir insan bir eğitimden, bir konuşmadan, bir kitaptan ya da bir görüşmeden sonra kendine başka türlü bakabiliyor mu? Çocuğuyla ilişkisini değiştirebiliyor mu? Öğrenmeye daha cesur yaklaşabiliyor mu? Bir lider ekibine daha bilinçli davranabiliyor mu? Bir kurum, “biz gerçekten neyi değiştirmeye çalışıyoruz?” sorusunu sormaya başlıyor mu?

Eğer bir çalışma insanların düşünme biçiminde, davranışında ya da ilişki kurma şeklinde küçük de olsa anlamlı bir değişim yaratıyorsa, ben orada başarı görüyorum.

Şirketim için de aynı şey geçerli. Süper Güç Eğitim ve Danışmanlık’ın benim gözümde nihai başarısı, insanların kendi öğrenme, merak, yaratıcılık, hayal gücü ve eleştirel düşünme güçlerini keşfetmelerine katkı sağlamak. Çünkü süper güçlü olmak benim için dışarıdan güçlü görünmek değil, insanın kendi potansiyelini fark etmesi, öğrenmeye devam etmesi ve hayatın karşısında zihinsel olarak esnek kalabilmesi.

4. Bir lider olarak zamanınızı en çok neye harcadığınızı düşünüyorsunuz ve aslında en çok neye harcamanız gerektiğini biliyor musunuz? Bu iki durum arasındaki farkı nasıl yönetiyorsunuz?

Sanırım birçok girişimci gibi ben de zamanımın önemli bir kısmını operasyonel işlere harcıyorum. İçerik üretmek, teklif hazırlamak, eğitim tasarlamak, müşteri görüşmeleri yapmak, sosyal medya, kitap, web sitesi, programlar derken gün bazen çok hızlı doluyor.

Ama aslında zamanımı en çok harcamam gereken yerin, eğitimlerde başkalarına da anlattığım gibi stratejik düşünme olduğunu biliyorum. Yani “Ben ne yapıyorum?” sorusundan çok, “Neyi neden yapıyorum, bunu nereye taşıyorum, neyi büyütmeli neyi bırakmalıyım?” sorularına daha fazla zaman ayırmam gerekiyor.

Bu farkı yönetmek kolay değil. Çünkü operasyon insanı sürekli içine çekiyor. Hele kendi işinizi yapıyorsanız her şey biraz size bakıyor gibi oluyor. Ama son yıllarda şunu daha bilinçli yapmaya çalışıyorum: Her işe aynı önem düzeyinde bakmamaya çalışıyorum. Bazı işleri mükemmel yapmak gerekmiyor. Bazı işleri devretmek gerekiyor. Bazı işlere de hiç girmemek gerekiyor.

Burada da zihinsel esneklik çok önemli. Çünkü liderlik biraz da kendi alışkanlıklarını görebilmek, gerektiğinde yön değiştirebilmek ve “benim burada gerçekten değer yaratacağım yer neresi?” diye sorabilmek. Benim için liderlik her şeye yetişmeye çalışmak değil, gerçekten değer yaratan yere odaklanabilmek.

5. Bugünün trendlerinden hangisinin 5 yıl sonra tamamen kaybolacağını düşünüyorsunuz?

Bence “her şeyi yapay zekaya yaptırma” heyecanının bugünkü yüzeysel hali kaybolacak.

Şu anda birçok yerde şöyle bir hava var: Yapay zeka gelsin, metni yazsın, sunumu hazırlasın, eğitimi tasarlasın, koçluk yapsın, analiz etsin, hatta bizim yerimize düşünsün. Bu yaklaşımın çok uzun ömürlü olacağını düşünmüyorum.

Çünkü bir süre sonra herkes benzer metinler, benzer sunumlar, benzer fikirler üretmeye başlayacak. O zaman asıl fark, yapay zekayı kullanan kişinin düşünme kalitesinde ortaya çıkacak.

Yani 5 yıl sonra “yapay zeka kullandım” demek bir avantaj olmayacak. Herkes kullanıyor olacak zaten. Asıl mesele şu olacak: Nasıl kullandın? Hangi soruyu sordun? Hangi bağlamı verdin? Çıkan sonucu nasıl değerlendirdin? Ne ekledin? Neyi eledin? Ona nasıl bir insan derinliği kattın?

Bu yüzden bugünkü hızlı, yüzeysel, parlak ama derinliği olmayan yapay zeka kullanımının kaybolacağını düşünüyorum. Yerine daha bilinçli, daha etik, daha bağlamlı ve daha stratejik bir kullanım gelecek. Belki de burada asıl farkı yine öğrenme çevikliği yaratacak. Çünkü yapay zekayla çalışmayı öğrenmek başka bir şey, onunla birlikte daha iyi düşünebilmeyi öğrenmek bambaşka bir şey.

Çünkü bence bugünün dünyasında asıl mesele sadece daha çok şey bilmek değil, değişen koşullarda yeniden öğrenebilmek ve süper güçlü kalabilmek.”- Ömür Doğan

6. Yapay zekanın mesleğinizde “insanı” hangi alanda asla ikame edemeyeceğini düşünüyorsunuz?

Yapay zeka çok şeyi destekleyebilir ama insanın insana temasını ikame edemez.

Benim işimde en kritik şeylerden biri, görünen talebin arkasındaki gerçek ihtiyacı duyabilmek. Bir kurum “bize iletişim eğitimi lazım” dediğinde mesele gerçekten iletişim mi, liderlik mi, güven mi, süreç mi, kültür mü, bunu anlamak gerekir. Bir ebeveyn “çocuğum ders çalışmıyor” dediğinde mesele sadece motivasyon olmayabilir. Kaygı olabilir, ilişki olabilir, özgüven olabilir, dikkat olabilir, öğrenme becerisi olabilir.

Bunu anlamak sadece bilgiyle olmaz. Dinleme, sezgi, deneyim, bağlam okuma, duygu yakalama ve doğru anda doğru soruyu sorma becerisi gerekir.

Yapay zeka iyi bir yardımcı olabilir. Hatta çok iyi bir düşünme ortağı olabilir. Ama bir insanın gözündeki tereddüdü, sesindeki kırılmayı, cümlesinin arkasındaki ihtiyacı, odadaki görünmeyen gerilimi, bir grubun enerjisindeki değişimi anlamak bence hala insana ait bir alan.

Benim mesleğimde insanı insan yapan şey, sadece bilgi aktarması değil, temas kurması, anlaması, eşlik etmesi ve bazen de aynalık yapması. Geleceğe hazır zihin dediğimiz şey de biraz burada başlıyor zaten. Teknolojiyi kullanırken insan kalabilmek, hızlanırken derinliği kaybetmemek, veriye bakarken duyguyu da duyabilmek.

7. Türkiye’de bu alanda yapılmayan ama yapılması gereken ilk şey sizce ne?

Bence Türkiye’de eğitim ve gelişim alanında yapılması gereken ilk şey, eğitim talebi ile gerçek ihtiyacı birbirinden ayırmak.

Bizde çok sık şöyle oluyor: “Bize iletişim eğitimi lazım.” “Yeni yöneticilere liderlik eğitimi yapalım.” “Ekip biraz motivasyonsuz, bir eğitim aldırabilir miyiz?” Bunlar kulağa makul gelen talepler ama her talep gerçek ihtiyacı göstermeyebilir.

Bence kurumların daha fazla şu soruları sorması gerekiyor: Bu eğitim hangi iş problemine cevap verecek? Hangi davranışı değiştirmeye çalışıyoruz? Bu davranış değişirse ne olacak? Değişmezse ne kaybederiz? Eğitimden önce ve sonra sistemde neyi değiştirmemiz gerekiyor? Yöneticinin rolü ne? Kurum kültürü bunu destekliyor mu?

Eğitimi tek başına mucizevi bir çözüm gibi görmekten çıkmamız gerekiyor. Eğitim çok güçlü bir araçtır ama doğru ihtiyaca bağlanmadığında etkisi sınırlı kalır.

Türkiye’de bu alanda yapılması gereken ilk şey bence “eğitim ihtiyaç analizi” kavramını daha stratejik, daha performans odaklı ve daha sistemik bir yerden yeniden ele almak. Çünkü öğrenme çevikliği sadece bireylerin değil, kurumların da ihtiyacı. Kurumlar da öğrenebilmeli, eski reflekslerini fark edebilmeli, değişen dünyaya karşı zihinsel esneklik geliştirebilmeli.

8. İş dünyasında “başarı” uğruna kaybedilen en değerli şey sizce ne oluyor genelde?

Bence en çok anlam duygusu kaybediliyor.

İnsanlar çok çalışıyor, çok koşuyor, çok hedef kovalıyor. Toplantılar, raporlar, sunumlar, bütçeler, performans göstergeleri, büyüme hedefleri… Bunların hepsi iş dünyasının doğal parçaları. Ama bazen bütün bu koşuşturmanın içinde insanlar “Ben bunu neden yapıyorum?” sorusundan uzaklaşıyor.

Başarı uğruna bazen merakımızı kaybediyoruz. Bazen öğrenme isteğimizi kaybediyoruz. Bazen iyi düşünme becerimizi, bazen ilişkilerimizi, bazen de kendimizle temasımızı kaybediyoruz.

En tehlikelisi de şu bence: İnsan bir süre sonra çok başarılı görünürken içeride tükenmiş, kopmuş ya da anlamsızlaşmış hissedebiliyor.

O yüzden ben başarının sadece dışarıdan görünen sonuçlarla tanımlanmasını doğru bulmuyorum. Benim için başarının yeni tanımı, insanın değerleriyle, emeğiyle, ilişkileriyle ve içsel bütünlüğüyle birlikte var olabilmesi. Yani sadece bir yere varmak değil, oraya giderken kendinden çok fazla şey kaybetmemek.

Süper güçlü olmak da tam burada devreye giriyor. Süper güçlü olmak sürekli daha fazla performans göstermek değil, kendini, merakını, öğrenme gücünü ve insan tarafını koruyarak ilerleyebilmek.

Continue Reading

Röportajlar

Geleceği Değiştirecek Bir Karar: Orhun Özkan

Published

on

1. Bize kendinizden bahsedebilir misiniz?

Kendimi tek bir unvanla tanımlamayı hiçbir zaman doğru bulmadım. Evet, mesleğim proje yöneticiliği ve uzun yıllardır yapay zekâ, dijital dönüşüm ve finansal teknolojiler alanında çalışıyorum. Ancak beni motive eden şey, proje teslim etmekten çok insanların çalışma şeklini değiştiren sistemler tasarlamak. Bugüne kadar birçok dijital dönüşüm projesinde görev aldım. Özellikle son yıllarda yapay zekâ ve robotik süreç otomasyonu üzerine yoğunlaşıyorum. Benim için teknolojinin başarısı, ne kadar gelişmiş olduğu değil; insanların hayatında neyi kolaylaştırdığıyla ölçülür. Eğer bir çözüm, çalışanların tekrar eden işleri yerine düşünmeye, üretmeye ve değer oluşturmaya daha fazla zaman ayırmasını sağlıyorsa, gerçek dönüşüm orada başlıyor.

Kurumsal kariyerimin yanında gençlik, girişimcilik ve liderlik ekosistemlerinde de aktif olarak çalışıyorum. 2026 JCI İstanbul Genel Sekreteri olarak genç liderlerin gelişimine katkı sağlayan projeler yürütüyor, aynı zamanda farklı sosyal girişimlerle teknoloji ile sosyal etkiyi bir araya getiren çalışmalar geliştiriyorum. Hayata bakışımı özetleyen tek bir cümle var: Teknoloji tek başına dünyayı değiştirmez; doğru insanların elindeki teknoloji değiştirir.

2. Sektörünüzü en temelden sarsacak ve iş yapış şekillerini kalıcı olarak değiştirecek tek bir trend veya teknoloji ne olacak?

Bence bugün hâlâ yapay zekânın ilk perdesini izliyoruz. Şu anda çoğu kurum yapay zekâyı içerik üretmek, rapor hazırlamak ya da analiz yapmak için kullanıyor. Oysa asıl kırılma noktası, yapay zekânın karar süreçlerine ve operasyonlara doğrudan dahil olmasıyla yaşanacak. Yakın gelecekte şirketlerde yalnızca insan ekipleri olmayacak. Dijital ekip arkadaşları da olacak.

Bir proje yöneticisinin toplantılarını planlayan, riskleri analiz eden, raporları hazırlayan ve alternatif senaryolar üreten yapay zekâ ajanlarından bahsediyoruz. Finans, hukuk, insan kaynakları ve müşteri deneyimi gibi birçok alanda benzer dönüşümü göreceğiz. Bence gelecekte şirketler “Kaç çalışanınız var?” sorusunun yanında “Kaç yapay zekâ ajanınız aktif çalışıyor?” sorusuna da cevap verecek. Bu değişimi erken anlayan şirketler yalnızca daha verimli olmayacak; oyunun kurallarını yeniden yazacak.

3. Sizin için gerçek başarı nedir? Finansal hedeflere ulaşmanın yanı sıra, kendinizi ve şirketinizi başarılı saymanızı sağlayan o nihai ölçüt nedir?

İş dünyasında başarı çoğu zaman ciro, büyüme oranı ya da kârlılıkla ölçülüyor. Bunların önemli olduğunu inkâr edemeyiz. Ancak bunlar bana göre sonucun göstergesi. 

Ben daha çok geride ne bıraktığınıza bakıyorum. Çünkü insanlar projeleri unutabilir, şirketler değişebilir ama iyi kurulmuş sistemler ve yetişmiş insanlar uzun yıllar yaşamaya devam eder. Ben kariyerimin sonunda “kaç proje yönettiğimle” değil, “kaç kişinin daha büyük hayaller kurmasına katkı sağladığımla” hatırlanmak isterim.

4. Bir lider olarak zamanınızı en çok neye harcadığınızı düşünüyorsunuz ve aslında en çok neye harcamanız gerektiğini biliyor musunuz? Bu iki durum arasındaki farkı nasıl yönetiyorsunuz?

Sanırım birçok liderin ortak problemi bu. Günün büyük bölümü operasyonel konularla geçiyor. Toplantılar, koordinasyon, beklenmeyen problemler ve günlük kararlar…

Bir süre sonra fark ediyorsunuz ki yönettiğiniz şey aslında gelecek değil, bugünün yoğunluğu olmuş. Bu nedenle kendime sık sık küçük bir kontrol sorusu soruyorum: “Bugün geleceği değiştirecek bir karar mı aldım, yoksa sadece günü mü kurtardım?”

Bu soru bakış açımı değiştirdi. Liderlik benim için her problemi çözen kişi olmak değil; problemlerin tekrar oluşmasını engelleyecek sistemi kurabilmek demek.

O yüzden son dönemde en çok yatırım yaptığım konu otomasyon, standartlaşma ve yetki devri. Çünkü iyi bir lider her işin içinde olan değil, ekibinin en iyi performansı gösterebildiği ortamı kuran kişidir.

”Bir sistemi siz olmadan da çalışabilecek hale getirebildiyseniz, yetişmesine katkı sunduğunuz insanlar zamanla sizi geçebiliyorsa ve ortaya koyduğunuz fikirler yıllar sonra bile değer üretmeye devam ediyorsa, gerçek başarı budur.” – Orhun Özkan

5. Bugünün trendlerinden hangisinin 5 yıl sonra tamamen kaybolacağını düşünüyorsunuz?

“Yapay zekâ destekli” ifadesinin tek başına bir pazarlama avantajı olacağını düşünmüyorum. Bugün neredeyse her ürün kendisini yapay zekâ ile tanımlıyor. Çünkü bu yeni ve dikkat çekici.

Ancak birkaç yıl sonra bu ifadeyi kullanmanın hiçbir anlamı kalmayacak. Nasıl bugün bir şirket “İnternet kullanıyoruz.” diye reklam yapmıyorsa, gelecekte de kimse “Biz yapay zekâ kullanıyoruz.” demeyecek. Çünkü yapay zekâ bir özellik değil, iş yapış biçiminin doğal parçası olacak. Rekabet, teknolojiyi kullananlarla kullanmayanlar arasında değil; onu doğru kullananlarla yanlış kullananlar arasında yaşanacak.

6. Yapay zekânın mesleğinizde “insanı” hangi alanda asla ikame edemeyeceğini düşünüyorsunuz?

Tek kelimeyle söylemem gerekirse: Güven. Teknoloji hesap yapabilir, analiz edebilir, tahminde bulunabilir. Ama insanların size güvenmesini sağlayamaz. Proje yönetiminde en kritik anlar genellikle teknik konular değildir. Bir kriz anında ekibi sakinleştirmek, farklı paydaşları ortak hedefte buluşturmak ya da zor bir kararı sahiplenmek tamamen insani beceriler gerektirir.

Bence gelecekte teknik bilgi arasındaki fark giderek azalacak. Asıl farkı; iletişim kurabilen, empati geliştirebilen, güven veren ve insanları ortak bir amaç etrafında birleştirebilen liderler oluşturacak. Yapay zekâ çok iyi bir ekip arkadaşı olabilir. Ama bir ekibe ilham veren kişi hâlâ insan olacak.

Orhun Özkan

7. Türkiye’de bu alanda yapılmayan ama yapılması gereken ilk şey sizce ne?

Türkiye’de teknoloji üreten insan eksiğimiz olduğunu düşünmüyorum. Asıl eksik, birlikte üretme kültürü. Üniversiteler, kamu kurumları, özel sektör ve girişimler hâlâ çoğu zaman kendi sınırları içinde çalışıyor. Oysa dünyanın en başarılı teknoloji ekosistemlerine baktığınızda ortak bir özellik görüyorsunuz: Bilgi paylaşımı çok yüksek. Ben Türkiye’nin özellikle yapay zekâ alanında ortak veri platformları, ortak Ar-Ge laboratuvarları ve girişimlerin gerçek ihtiyaçlara erişebileceği açık inovasyon modellerine daha fazla yatırım yapması gerektiğini düşünüyorum.

Teknoloji yarışını tek başına koşanlar değil, ekosistem kurabilenler kazanacak.

8. İş dünyasında “başarı” uğruna kaybedilen en değerli şey sizce ne oluyor genelde?

Bence insanların önce merakı, sonra da zamanı kayboluyor.  Bir noktadan sonra birçok profesyonel yeni şeyler öğrenmek yerine sadece yetişmeye çalışıyor. Takvimler doluyor, toplantılar artıyor ama düşünmek için ayrılan zaman giderek azalıyor. Oysa bugün yapay zekânın bize kazandırması gereken en büyük şey hız değil; düşünme fırsatı. Ben başarıyı yoğunlukla değil, etkiyle ölçüyorum. Bir gün içinde onlarca toplantıya girmiş olabilirsiniz ama gerçekten önemli olan, günün sonunda hangi problemi çözdüğünüzdür.

Çünkü kariyerin sonunda insanlar ne kadar meşgul olduğunuzu değil, neyi değiştirdiğinizi hatırlar. Ben geleceğin iş dünyasını “insan mı, yapay zekâ mı?” tartışması üzerinden okumuyorum. Asıl soru şu: İnsan ve yapay zekâ birlikte çalıştığında ortaya nasıl bir değer çıkacak? 

Bu soruya doğru cevap veren kurumlar sadece bugünü değil, geleceği de şekillendirecek. Ben kariyerim boyunca bu dönüşümün bir parçası olmayı ve teknolojiyle insan potansiyeli arasındaki köprüyü güçlendirmeyi hedefliyorum. Çünkü bana göre en başarılı teknoloji, kendisini değil; insanı görünür kılan teknolojidir.

Continue Reading

EN ÇOK İNCELENEN