Röportajlar
Dönüştürmek Bizim Ruhumuzda Var; Sanem Koçak
1- Bize kendinizden bahsedebilir misiniz?
Genellikle bu soru sorulduğunda ilk olarak unvanlarımızı ya da yaptığımız işi anlatıyoruz. Ben biraz farklı bir yerden başlamak isterim. Kendimi, yaşam yolculuğunu sorgulayan, bu dünyaya nasıl bir iz bırakmak istediğini sık sık kendine hatırlatan biri olarak görüyorum. Zaman içinde kendimle ilgili önemli bir şey keşfettim. Yenilik üretmek, dönüşüme öncülük etmek ve insanlara gerçekten fayda sağlayacak işler yapmak bana huzur veriyor. Sanırım beni girişimciliğe taşıyan en temel motivasyon da buydu.
Fermente Bahçem’in yolculuğunun en başında ekibimize “İnsanlığa ve ailemize faydalı işler yapma hayalimizi tüm yolculuğumuz boyunca devam ettirelim.” cümlesini söylemiştim. Çünkü benim için bu girişim hiçbir zaman sadece bir marka kurmak olmadı; değer üreten bir yolculuk oldu. Girişimcilik yönümü ise üniversiteden mezun olduktan sonra keşfettim. İlk girişimim, tekstil sektöründe ortaya çıkan fazla kumaşların yeniden değerlendirilmesini amaçlayan sürdürülebilirlik odaklı bir sosyal girişimdi. Bir problemin çözümüne katkı sunabilmenin beni ne kadar motive ettiğini o süreçte fark ettim.
Fermente Bahçem ise ailemiz ve sevdiklerimiz için özenle ürettiğimiz doğal gıdaların aslında daha fazla insanın da ihtiyacı olduğunu görmemizle doğdu. Bugün de aynı motivasyonla ilerliyorum. Kendimi hala öğrenen, değişen, dönüşen; hem kendisini hem de girişimini her gün biraz daha geliştirmeye çalışan bir girişimci olarak tanımlıyorum.
2- Sizin için gerçek başarı nedir?
Bence başarı, yol sizi ne kadar değiştirirse değiştirsin, yola çıkma nedeninizi unutmamaktır. Benim için gerçek başarı, doğal fermantasyonun kendisine çok benziyor. Ve biliyorsunuz bu benim işim. Çünkü doğal fermantasyon zaman, sabır ve doğru yöntemi gerektirir. Süreci hızlandırabilirsiniz ama ortaya çıkan sonuç aynı olmaz. Hayatın ve girişimciliğin de bundan çok farklı olmadığını düşünüyorum.
Bu yüzden bugün yaptığım işten her gün yeniden gurur duyuyorum. Doğal fermantasyon bana yalnızca üretmeyi değil, beklemeyi, sürece güvenmeyi ve acele etmemeyi öğretti. İş hayatında da aynı bakış açısını benimsiyorum. Bana göre bir gıda markası kurmak yalnızca ürün üretmekten ibaret olmamalı. Bir değer üretmeli, güven inşa etmeli ve yıllar sonra bile ilk günkü üretim anlayışını koruyabilmeli. Gerçek başarı, büyürken özünü kaybetmemektir.
Yolculuğumda tanıştığım ve gerçekten iz bırakan insanların ortak bir özelliğini gördüm. Ne kadar büyük başarılara ulaşmış olurlarsa olsunlar, nereden geldiklerini unutmuyorlar. Değişiyorlar, gelişiyorlar ama özlerinden uzaklaşmıyorlar. Bunun çok kıymetli olduğuna inanıyorum. Bir diğer önemli nokta ise hiçbir zaman “Tamam, oldum.” dememek. Hayat her gün yeni bir şey öğretiyor. Yolculuk boyunca ne kadar deneyim kazanırsanız kazanın, kendinizi yeniden öğrenmeye açık tutabilmek bence başarının en önemli parçalarından biri.
3- Fermente Bahçem’in arkasındaki hikaye nedir? Sizi bu girişimi kurmaya iten en önemli motivasyon ne oldu?
Fermente Bahçem’in hikayesi aslında annemin mutfağında başladı. Doğal fermantasyonla ilk tanıştığım yer de orasıydı. Ailemizde yıllardır kendi sağlığımız ve sevdiklerimiz için katkısız, doğal fermente gıdalar üretilirdi. O dönem bunun özel bir şey olduğunu düşünmüyordum; bizim için hayatın doğal akışı buydu. Zamanla market raflarında ürünlerin içeriklerini daha dikkatli incelemeye başladım. Katkı maddeleri, koruyucular ve hızlandırılmış üretim yöntemleri bana şunu düşündürdü: Aslında bizim evimizde doğal kabul ettiğimiz bu üretim anlayışına yalnızca bizim değil, çok daha fazla insanın ihtiyacı var.
Fermente Bahçem tam da bu düşünceden doğdu. Amacımız sadece doğal ürün üretmek değil, geleneksel doğal fermantasyon bilgisini bilimsel yaklaşımla bir araya getirerek insanların güvenle tüketebileceği gıdalar geliştirmekti. Bu yolculukta sürdürülebilirlik bakış açımın da büyük etkisi oldu. Üniversite sonrası ilk girişimim de sürdürülebilirlik üzerineydi ve üretim süreçlerinde ortaya çıkan atıkların aslında doğru bakış açısıyla yeniden değerlendirilebileceğini gösterdik. Bu düşünceyi Fermente Bahçem’e de taşıdık. Bugün üretimimizde ortaya çıkan meyve posalarını ve fermantasyon kültürlerini yeniden değerlendirerek döngüsel bir üretim modeli oluşturuyoruz.
Sanırım bunun temelinde çocukluğumdan beri gördüğüm bir alışkanlık var. Annem hiçbir zaman meyve kabuklarını ya da çekirdeklerini “atık” olarak görmezdi. Onları mutlaka başka bir faydaya dönüştürürdü. Ben de bu kültürle büyüdüm. Bu yüzden bana göre atık çoğu zaman bir maddenin değil, bakış açısının sonucudur. Doğru bakmayı öğrendiğimizde dönüşüm kaçınılmaz oluyor. Belki de bu yüzden Fermente Bahçem’in en sevdiğim cümlesi şu: “Dönüştürmek bizim doğamızda var.” Çünkü bugün yaptığımız iş sadece doğal fermantasyonla katkısız ve koruyucusuz gıdalar üretmek, yalnızca insan sağlığını desteklemek değil; aynı zamanda doğaya, üretime ve hayata farklı bir gözle bakabilmek.
‘’Bence başarı, yol sizi ne kadar değiştirirse değiştirsin, yola çıkma nedeninizi unutmamaktır.’’ – Sanem Koçak
4- Hem girişimci hem de üretici kimliğinizle geriye dönüp baktığınızda, aldığınız en doğru karar neydi?
Ben yalnızca bu markanın kurucusu değil, aynı zamanda üreticisiyim. Bence bu, Fermente Bahçem’i şekillendiren en önemli kararlardan biri oldu. Çünkü yolun en başında üretimi dışarıya bırakmak yerine, kendi üretimimizi yapmayı tercih ettik. Sanırım aldığımız en doğru karar da buydu: Hızlı büyümeyi değil, sağlam bir temel kurmayı seçmek.
Hem girişimci hem de üretici olmak elbette kolay değil. Ham maddenin seçiminden doğal fermantasyon sürecine, mevzuata uygunluğa, etiket tasarımından ürün geliştirmeye, satıştan pazarlamaya kadar her sürecin içindeyiz. Yorucu olduğu zamanlar oluyor ama ürünümüzün her detayını biliyor olmak bize büyük bir sorumluluk duygusu ve aynı zamanda önemli bir güç kazandırıyor. Bugün ürünlerimizi ilk kez deneyen insanlardan en çok duyduğumuz yorumlardan biri, “Gerçekten lezzetli.” oluyor. Bence bu tesadüf değil. Bir ürünün karakteri, üretimin her aşamasına gösterilen özenle oluşuyor.
Bir diğer konu ise sürdürülebilirlik anlayışımız. Üretirken yalnızca ürünü değil, doğayı da düşünüyoruz. Meyve posalarını yeniden değerlendirmenin yanında, fermantasyon kültürlerini de gıda üretiminde değerlendiren Türkiye’de ilk ve tek marka olarak döngüsel bir üretim modeli oluşturduk. Bu yaklaşımımızın iklim alanında 2025 yılında ödülle takdir edilmesi elbette bizi mutlu etti. Ancak bizim için asıl değerli olan, üretirken geride mümkün olduğunca az iz bırakabilmek.
Bugün geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum: Üretimin her aşamasına hakim bir marka inşa ettik. Bana göre uzun vadede en doğru yatırım da buydu.