Röportajlar

Geleceği Değiştirecek Bir Karar: Orhun Özkan

Published

on

1. Bize kendinizden bahsedebilir misiniz?

Kendimi tek bir unvanla tanımlamayı hiçbir zaman doğru bulmadım. Evet, mesleğim proje yöneticiliği ve uzun yıllardır yapay zekâ, dijital dönüşüm ve finansal teknolojiler alanında çalışıyorum. Ancak beni motive eden şey, proje teslim etmekten çok insanların çalışma şeklini değiştiren sistemler tasarlamak. Bugüne kadar birçok dijital dönüşüm projesinde görev aldım. Özellikle son yıllarda yapay zekâ ve robotik süreç otomasyonu üzerine yoğunlaşıyorum. Benim için teknolojinin başarısı, ne kadar gelişmiş olduğu değil; insanların hayatında neyi kolaylaştırdığıyla ölçülür. Eğer bir çözüm, çalışanların tekrar eden işleri yerine düşünmeye, üretmeye ve değer oluşturmaya daha fazla zaman ayırmasını sağlıyorsa, gerçek dönüşüm orada başlıyor.

Kurumsal kariyerimin yanında gençlik, girişimcilik ve liderlik ekosistemlerinde de aktif olarak çalışıyorum. 2026 JCI İstanbul Genel Sekreteri olarak genç liderlerin gelişimine katkı sağlayan projeler yürütüyor, aynı zamanda farklı sosyal girişimlerle teknoloji ile sosyal etkiyi bir araya getiren çalışmalar geliştiriyorum. Hayata bakışımı özetleyen tek bir cümle var: Teknoloji tek başına dünyayı değiştirmez; doğru insanların elindeki teknoloji değiştirir.

2. Sektörünüzü en temelden sarsacak ve iş yapış şekillerini kalıcı olarak değiştirecek tek bir trend veya teknoloji ne olacak?

Bence bugün hâlâ yapay zekânın ilk perdesini izliyoruz. Şu anda çoğu kurum yapay zekâyı içerik üretmek, rapor hazırlamak ya da analiz yapmak için kullanıyor. Oysa asıl kırılma noktası, yapay zekânın karar süreçlerine ve operasyonlara doğrudan dahil olmasıyla yaşanacak. Yakın gelecekte şirketlerde yalnızca insan ekipleri olmayacak. Dijital ekip arkadaşları da olacak.

Bir proje yöneticisinin toplantılarını planlayan, riskleri analiz eden, raporları hazırlayan ve alternatif senaryolar üreten yapay zekâ ajanlarından bahsediyoruz. Finans, hukuk, insan kaynakları ve müşteri deneyimi gibi birçok alanda benzer dönüşümü göreceğiz. Bence gelecekte şirketler “Kaç çalışanınız var?” sorusunun yanında “Kaç yapay zekâ ajanınız aktif çalışıyor?” sorusuna da cevap verecek. Bu değişimi erken anlayan şirketler yalnızca daha verimli olmayacak; oyunun kurallarını yeniden yazacak.

3. Sizin için gerçek başarı nedir? Finansal hedeflere ulaşmanın yanı sıra, kendinizi ve şirketinizi başarılı saymanızı sağlayan o nihai ölçüt nedir?

İş dünyasında başarı çoğu zaman ciro, büyüme oranı ya da kârlılıkla ölçülüyor. Bunların önemli olduğunu inkâr edemeyiz. Ancak bunlar bana göre sonucun göstergesi. 

Ben daha çok geride ne bıraktığınıza bakıyorum. Çünkü insanlar projeleri unutabilir, şirketler değişebilir ama iyi kurulmuş sistemler ve yetişmiş insanlar uzun yıllar yaşamaya devam eder. Ben kariyerimin sonunda “kaç proje yönettiğimle” değil, “kaç kişinin daha büyük hayaller kurmasına katkı sağladığımla” hatırlanmak isterim.

4. Bir lider olarak zamanınızı en çok neye harcadığınızı düşünüyorsunuz ve aslında en çok neye harcamanız gerektiğini biliyor musunuz? Bu iki durum arasındaki farkı nasıl yönetiyorsunuz?

Sanırım birçok liderin ortak problemi bu. Günün büyük bölümü operasyonel konularla geçiyor. Toplantılar, koordinasyon, beklenmeyen problemler ve günlük kararlar…

Bir süre sonra fark ediyorsunuz ki yönettiğiniz şey aslında gelecek değil, bugünün yoğunluğu olmuş. Bu nedenle kendime sık sık küçük bir kontrol sorusu soruyorum: “Bugün geleceği değiştirecek bir karar mı aldım, yoksa sadece günü mü kurtardım?”

Bu soru bakış açımı değiştirdi. Liderlik benim için her problemi çözen kişi olmak değil; problemlerin tekrar oluşmasını engelleyecek sistemi kurabilmek demek.

O yüzden son dönemde en çok yatırım yaptığım konu otomasyon, standartlaşma ve yetki devri. Çünkü iyi bir lider her işin içinde olan değil, ekibinin en iyi performansı gösterebildiği ortamı kuran kişidir.

”Bir sistemi siz olmadan da çalışabilecek hale getirebildiyseniz, yetişmesine katkı sunduğunuz insanlar zamanla sizi geçebiliyorsa ve ortaya koyduğunuz fikirler yıllar sonra bile değer üretmeye devam ediyorsa, gerçek başarı budur.” – Orhun Özkan

5. Bugünün trendlerinden hangisinin 5 yıl sonra tamamen kaybolacağını düşünüyorsunuz?

“Yapay zekâ destekli” ifadesinin tek başına bir pazarlama avantajı olacağını düşünmüyorum. Bugün neredeyse her ürün kendisini yapay zekâ ile tanımlıyor. Çünkü bu yeni ve dikkat çekici.

Ancak birkaç yıl sonra bu ifadeyi kullanmanın hiçbir anlamı kalmayacak. Nasıl bugün bir şirket “İnternet kullanıyoruz.” diye reklam yapmıyorsa, gelecekte de kimse “Biz yapay zekâ kullanıyoruz.” demeyecek. Çünkü yapay zekâ bir özellik değil, iş yapış biçiminin doğal parçası olacak. Rekabet, teknolojiyi kullananlarla kullanmayanlar arasında değil; onu doğru kullananlarla yanlış kullananlar arasında yaşanacak.

6. Yapay zekânın mesleğinizde “insanı” hangi alanda asla ikame edemeyeceğini düşünüyorsunuz?

Tek kelimeyle söylemem gerekirse: Güven. Teknoloji hesap yapabilir, analiz edebilir, tahminde bulunabilir. Ama insanların size güvenmesini sağlayamaz. Proje yönetiminde en kritik anlar genellikle teknik konular değildir. Bir kriz anında ekibi sakinleştirmek, farklı paydaşları ortak hedefte buluşturmak ya da zor bir kararı sahiplenmek tamamen insani beceriler gerektirir.

Bence gelecekte teknik bilgi arasındaki fark giderek azalacak. Asıl farkı; iletişim kurabilen, empati geliştirebilen, güven veren ve insanları ortak bir amaç etrafında birleştirebilen liderler oluşturacak. Yapay zekâ çok iyi bir ekip arkadaşı olabilir. Ama bir ekibe ilham veren kişi hâlâ insan olacak.

7. Türkiye’de bu alanda yapılmayan ama yapılması gereken ilk şey sizce ne?

Türkiye’de teknoloji üreten insan eksiğimiz olduğunu düşünmüyorum. Asıl eksik, birlikte üretme kültürü. Üniversiteler, kamu kurumları, özel sektör ve girişimler hâlâ çoğu zaman kendi sınırları içinde çalışıyor. Oysa dünyanın en başarılı teknoloji ekosistemlerine baktığınızda ortak bir özellik görüyorsunuz: Bilgi paylaşımı çok yüksek. Ben Türkiye’nin özellikle yapay zekâ alanında ortak veri platformları, ortak Ar-Ge laboratuvarları ve girişimlerin gerçek ihtiyaçlara erişebileceği açık inovasyon modellerine daha fazla yatırım yapması gerektiğini düşünüyorum.

Teknoloji yarışını tek başına koşanlar değil, ekosistem kurabilenler kazanacak.

8. İş dünyasında “başarı” uğruna kaybedilen en değerli şey sizce ne oluyor genelde?

Bence insanların önce merakı, sonra da zamanı kayboluyor.  Bir noktadan sonra birçok profesyonel yeni şeyler öğrenmek yerine sadece yetişmeye çalışıyor. Takvimler doluyor, toplantılar artıyor ama düşünmek için ayrılan zaman giderek azalıyor. Oysa bugün yapay zekânın bize kazandırması gereken en büyük şey hız değil; düşünme fırsatı. Ben başarıyı yoğunlukla değil, etkiyle ölçüyorum. Bir gün içinde onlarca toplantıya girmiş olabilirsiniz ama gerçekten önemli olan, günün sonunda hangi problemi çözdüğünüzdür.

Çünkü kariyerin sonunda insanlar ne kadar meşgul olduğunuzu değil, neyi değiştirdiğinizi hatırlar. Ben geleceğin iş dünyasını “insan mı, yapay zekâ mı?” tartışması üzerinden okumuyorum. Asıl soru şu: İnsan ve yapay zekâ birlikte çalıştığında ortaya nasıl bir değer çıkacak? 

Bu soruya doğru cevap veren kurumlar sadece bugünü değil, geleceği de şekillendirecek. Ben kariyerim boyunca bu dönüşümün bir parçası olmayı ve teknolojiyle insan potansiyeli arasındaki köprüyü güçlendirmeyi hedefliyorum. Çünkü bana göre en başarılı teknoloji, kendisini değil; insanı görünür kılan teknolojidir.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

EN ÇOK İNCELENEN

Exit mobile version