Sağlık
Avrupa’da Protez Tırnak Tartışması Büyüyor: Podolog Elif Demir’den Sağlık Uyarısı
Son yıllarda güzellik sektörünün en hızlı büyüyen alanlarından biri olan protez tırnak uygulamaları, Avrupa’da sağlık tartışmalarının merkezine yerleşti. Almanya, Hollanda, Belçika ve bazı İskandinav ülkelerinde protez tırnak uygulamalarına ilişkin denetimlerin sıkılaştırılması, kullanılan kimyasal ürünlere yönelik kısıtlamalar ve hijyen standartlarının artırılması dikkat çekiyor. Avrupa’da tartışmalar sürerken, Türkiye’nin ilk podologlarındanElif Demir, konunun yalnızca estetik değil, aynı zamanda halk sağlığı boyutuyla ele alınması gerektiğini vurguluyor.
Yapılan dermatolojik ve podolojik değerlendirmelerde; yanlış uygulama, yetersiz sterilizasyon ve uzun süre kapalı kalan tırnak yüzeyinin mantar enfeksiyonları, bakteriyel enfeksiyonlar, alerjik reaksiyonlar ve tırnak deformasyonları açısından risk oluşturabileceği belirtiliyor. Özellikle ayak tırnaklarına uygulanan protez işlemlerinde, spor yapan bireyler, diyabet hastaları ve dolaşım problemi yaşayan kişiler için riskin daha yüksek olduğuna dikkat çekiliyor.
Uzmanlara göre en büyük sorun, protez tırnağın tek başına değil, “sürekli ve kontrolsüz kullanım alışkanlığı” ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği. Tırnak yüzeyinin uzun süre hava almaması, alttaki dokuda oluşan renk değişimlerinin geç fark edilmesi ve enfeksiyon belirtilerinin gizlenmesi, erken teşhisi zorlaştırabiliyor.
Podolog Elif Demir: “Estetik uğruna tırnak sağlığı geri plana atılmamalı”
Avrasya Ayak Sağlığı’nın kurucusu Podolog Elif Demir de protez tırnak uygulamalarına karşı temkinli yaklaşan uzmanlar arasında yer alıyor. Demir, özellikle ayak tırnaklarında yapılan protez uygulamalarının çoğu zaman medikal gereklilikten çok estetik kaygılarla tercih edildiğini belirterek önemli uyarılarda bulundu.
Demir’e göre sağlıklı bir tırnağın üzerinin sürekli olarak kimyasal materyallerle kapatılması, tırnak yatağındaki doğal değişimlerin gözlemlenmesini zorlaştırıyor. “Tırnakta oluşan sararma, kalınlaşma, ayrılma veya mantar başlangıcı gibi belirtiler protez altında uzun süre fark edilmeyebilir. Bu da kişinin sorunu geç dönemde anlamasına neden olur” diyen Demir, özellikle ayak sağlığı alanında çalışan uzmanların bu konuda daha dikkatli olunması gerektiğini savundu.
Podolog Elif Demir, yanlış uygulanan protezlerin tırnak plağında incelme ve hassasiyet oluşturabileceğini, çıkarma işlemlerinin de en az uygulama kadar önemli olduğunu belirtiyor. “Kuvvetli çözücüler, agresif törpüleme ve hijyenik olmayan ekipmanlar tırnağa kalıcı zarar verebilir” ifadelerini kullanan Demir, protez tırnağın düzenli bakım yapılmadan aylarca kullanılmasının riskleri artırdığını söyledi.
Demir ayrıca, diyabet hastaları, dolaşım bozukluğu olanlar, bağışıklık sistemi baskılanmış bireyler ve sık mantar enfeksiyonu geçiren kişilerde protez tırnak uygulamalarının mutlaka uzman görüşü alınarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Ona göre ayak tırnaklarında estetik müdahaleler yapılmadan önce temel podolojik muayene büyük önem taşıyor.
Güzellik sektöründe sosyal medya etkisiyle hızla yayılan uygulamaların sağlık boyutunun çoğu zaman ikinci planda kaldığını söyleyen Demir, “Güzel görünmek elbette önemlidir ancak sağlıklı olmayan bir tırnağın üzerine yapılan estetik işlem sorunu çözmez, sadece geçici olarak örter” dedi.
Avrupa’daki düzenleme tartışmaları sürerken uzmanlar, protez tırnağın tamamen yasaklanmasından çok; kullanılan ürünlerin güvenliği, uygulayıcıların eğitimi, sterilizasyon koşulları ve tüketicinin bilinçlendirilmesi konularının önümüzdeki dönemde daha fazla gündeme geleceği görüşünde birleşiyor. Görünen o ki protez tırnak, artık yalnızca bir güzellik trendi değil, aynı zamanda giderek büyüyen bir halk sağlığı tartışmasının da parçası haline geliyor.
Sağlık
Beyin Hasarında Umut Veren Gelişmeler: Doğru Rehabilitasyonla Yaşam Kalitesi Artıyor
Türkiye’de sağlık alanındaki bilimsel çalışmalar, beyin hasarı sonrası iyileşme sürecine dair umut verici sonuçlar ortaya koyuyor. Uzmanlar, erken ve planlı müdahalenin önemine dikkat çekiyor. Doç. Dr. Mustafa Çorum, beyin hasarına yönelik modern tedavi yaklaşımlarını değerlendirerek, nörolojik rehabilitasyon alanında kaydedilen ilerlemelerin hastaların yaşam kalitesini ciddi ölçüde artırdığını vurguladı. Türkiye’nin sağlık altyapısı ve uzman kadrosuyla bu alanda önemli bir kapasiteye sahip olduğunu belirten Çorum, multidisipliner tedavi anlayışının başarıdaki rolüne dikkat çekti.
Beyin hasarının her bireyde farklı etkiler oluşturduğunu ifade eden Çorum, tedavi sürecinin de bu doğrultuda kişiye özel planlandığını belirtti. Hasarın derecesi, etkilenen bölge ve tedaviye başlama süresinin belirleyici olduğunu vurgulayan uzman isim, modern rehabilitasyon yöntemleri sayesinde beynin yeniden öğrenme kapasitesinin etkin şekilde desteklendiğini dile getirdi.
Bu süreçte yalnızca fiziksel iyileşmenin değil; bilişsel ve motor becerilerin de yeniden kazanılmasının hedeflendiğini belirten Çorum, bütüncül yaklaşımın önemine işaret etti.
ERKEN MÜDAHALE, BÜYÜK KAZANIM
“Beyin hasarı ne zaman iyileşir?” sorusuna ilişkin değerlendirmede bulunan Çorum, kesin bir zaman dilimi vermenin mümkün olmadığını ancak erken rehabilitasyonun iyileşme sürecini hızlandırdığını vurguladı. Türkiye’de sağlık hizmetlerinin erişilebilirliği sayesinde hastaların erken dönemde tedaviye ulaşabilmesinin önemli bir avantaj sağladığını belirtti.
Beynin sınırlı da olsa kendini onarabilme kapasitesine sahip olduğunu ifade eden Çorum, bu doğal sürecin doğru rehabilitasyon programlarıyla desteklenmesi halinde çok daha güçlü sonuçlar elde edildiğini söyledi.
TEKNOLOJİ DESTEKLİ REHABİLİTASYON DÖNEMİ
Son yıllarda Türkiye’de yaygınlaşan robotik rehabilitasyon sistemleri ve ileri teknoloji uygulamaları, tedavi süreçlerine önemli katkılar sunuyor. Kas gücü, koordinasyon ve hareket kabiliyetinin artırılmasına yönelik bu yenilikçi yöntemler, hastaların bağımsız yaşam hedeflerine ulaşmasını kolaylaştırıyor.
SAĞLIKTA GÜÇLÜ ALTYAPI, GÜÇLÜ SONUÇLAR
Uzmanlar, Türkiye’nin sağlık alanında attığı reform adımları ve yatırımlar sayesinde nörolojik rehabilitasyon hizmetlerinde önemli bir noktaya ulaşıldığını belirtiyor. Erken teşhis, hızlı müdahale ve kapsamlı rehabilitasyon süreçleriyle hastaların potansiyellerini en üst seviyeye çıkarabilecek bir sistemin inşa edildiği vurgulanıyor.
Doç. Dr. Mustafa Çorum, “Doğru planlanmış ve zamanında başlatılmış bir rehabilitasyon süreci, beyin hasarı sonrası hastaların bağımsızlıklarını yeniden kazanmalarında kritik rol oynar” diyerek, bilimsel yaklaşım ve güçlü sağlık altyapısının önemini bir kez daha ortaya koydu.
Sağlık
Somon DNA Katman Tedavisi: Cildin Her Katmanına Farklı Bir Dokunuş
Cilt gençleştirme ve cilt kalitesini artırmaya yönelik uygulamalarda son yıllarda öne çıkan polinükleotid tedavileri, halk arasında “Somon DNA” olarak biliniyor. Cildin yalnızca yüzeyine odaklanmak yerine farklı katmanlarını ve ihtiyaçlarını birlikte değerlendiren yaklaşımlar ise estetik uygulamalarda daha kişiselleştirilmiş tedavi planlarının önünü açıyor. Dr. Ferda Karataş, Somon DNA olarak bilinen polinükleotid uygulamalarının cilt kalitesini desteklemedeki rolünü ve katmanlı tedavi yaklaşımını anlattı.
Polinükleotidler, genellikle somon veya alabalıktan elde edilen saflaştırılmış DNA parçalarından oluşan ve estetik dermatolojide cilt yenilenmesi amacıyla araştırılan biyostimülatör içerikler arasında yer alıyor. Güncel çalışmalar, polinükleotid uygulamalarının cilt elastikiyeti, nemi ve doku görünümü üzerinde potansiyel faydalar gösterebildiğini ortaya koyarken, tedavinin etkinliği ve standart uygulama protokolleri konusunda daha güçlü klinik çalışmalara ihtiyaç olduğu da belirtiliyor.
Somon DNA Nedir? Cilt Kalitesini Nasıl Destekler?
Dr. Ferda Karataş, halk arasında “Somon DNA” olarak ifade edilen uygulamaların temelinde polinükleotidlerin bulunduğunu belirterek, bu yaklaşımın klasik anlamda cilde hacim kazandırmaktan çok cilt kalitesini desteklemeye odaklandığını ifade ediyor.
“Cilt yalnızca kolajenden ibaret değil” diyen Karataş, cilt gençleştirme yaklaşımında tek bir probleme odaklanmak yerine cildin farklı katmanlarının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Karataş’a göre polinükleotidler, fibroblast aktivitesi ve doku yenilenmesiyle ilişkili süreçleri destekleme potansiyelleri nedeniyle cilt kalitesinin iyileştirilmesine yönelik tedavi planlarında değerlendirilebiliyor. Mevcut bilimsel literatürde de polinükleotiduygulamalarıyla kırışıklık görünümü, cilt dokusu ve elastikiyet üzerinde olumlu sonuçlar bildiren çalışmalar bulunuyor; ancak kanıtların önemli bölümünün henüz düşük veya orta kalitede olduğu ve tedavinin standartlaştırılması için daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç duyulduğu belirtiliyor.
Dr. Karataş, bu nedenle Somon DNA uygulamasını tek başına “gençleştiren bir işlem” olarak değerlendirmek yerine, kişinin cilt yapısına ve ihtiyaçlarına göre oluşturulan daha kapsamlı bir tedavi planının parçalarından biri olarak ele almanın daha doğru olduğunu söylüyor.
Somon DNA Katman Tedavisi Nedir? Cildin Farklı İhtiyaçları Nasıl Hedefleniyor?
Dr. Ferda Karataş’ın dikkat çektiği “katmanlı” yaklaşımın temelinde, cildin her bölgesine aynı uygulamayı yapmak yerine farklı ihtiyaçları farklı hedeflerle ele almak bulunuyor.
Karataş, “Orta katmanda kolajen üretimini desteklerken, daha derin katmanlarda sıkılaşmayı; yüzeyde ise leke, gözenek görünümü ve doku kalitesini hedefleyen farklı uygulamalardan yararlanabiliyoruz” değerlendirmesinde bulunuyor.
Bu yaklaşımda ciltte gevşeklik ön plandaysa sıkılaşmayı destekleyen uygulamalar, leke problemi varsa pigmentasyon hedefli yöntemler, gözenek ve doku düzensizliklerinde ise cilt kalitesini artırmaya yönelik uygulamalar tedavi planına dahil edilebiliyor. Somon DNA olarak bilinen polinükleotid uygulaması da bu plan içerisinde cilt kalitesini ve yenilenme süreçlerini desteklemek amacıyla değerlendirilebiliyor.
Dr. Karataş, farklı uygulamaların birbirinden bağımsız ve aylar arayla planlanması yerine, birbiriyle uyumlu yöntemlerin kişinin ihtiyacına göre eş zamanlı veya birbirini tamamlayan seanslar şeklinde kurgulanabileceğini belirtiyor.
“Amacımız tek bir problemi geçici olarak düzeltmek değil; cildin farklı katmanlarını birlikte desteklemek” diyen Karataş, katmanlı tedavi yaklaşımının kişiselleştirilmiş bir planlama gerektirdiğini vurguluyor.
Uzmanlara göre polinükleotid uygulamalarında umut verici sonuçlar bulunmasına karşın, tedavinin herkes için aynı şekilde uygulanması doğru değil. Kullanılacak ürün, uygulama tekniği, hedef bölge ve seans planının hekim tarafından kişinin cilt özellikleri ve ihtiyaçları değerlendirilerek belirlenmesi önem taşıyor.
Sağlık
Fizyoform Akademi’ye IFOMPT İle Uluslararası Tescil
Fizyoterapist Zafer Aksungur’un kurucusu olduğu Fizyoform Akademi, uluslararası fizyoterapi camiasında önemli bir başarıya imza attı. Akademi, kas-iskelet sistemi ve manuel terapi alanında dünyanın en saygın çatı kuruluşlarından biri olan IFOMPT (International Federation of Manual and Musculoskeletal Physical Therapists) tarafından RegisteredInterest Group (RIG) olarak resmi kabul aldı.
Fizyoform Akademi tarafından yapılan açıklamada, bu gelişmenin yalnızca kurumsal bir unvan değil; bilimsel yaklaşım, kaliteli eğitim anlayışı ve uluslararası iş birliklerini güçlendirme hedefi açısından önemli bir kilometre taşı olduğu vurgulandı.
Kurucu Fizyoterapist Zafer Aksungur, uzun yıllardır Türkiye’de fizyoterapi alanında güncel bilimsel bilgiyi klinik uygulamalarla buluşturan eğitim programları yürüttüklerini belirterek, IFOMPT tarafından alınan bu kabulün uluslararası standartlara uyum konusunda önemli bir gösterge olduğunu ifade etti. Aksungur, “Amacımız yalnızca eğitim vermek değil; bilim üretmek, paylaşmak ve ülkemizi uluslararası platformlarda en iyi şekilde temsil etmek” mesajını paylaştı.
Fizyoform Akademi’nin açıklamasında ayrıca bu sürece katkı sunan eğitmenlere, ekip arkadaşlarına, meslektaşlara ve akademiye güvenen tüm katılımcılara teşekkür edildi. Akademi, önümüzdeki dönemde uluslararası iş birliklerini artırmayı, bilimsel etkinliklerde daha aktif rol almayı ve Türkiye’den çıkan fizyoterapi bilgisinin küresel ölçekte görünürlüğünü güçlendirmeyi hedefliyor.
Manuel terapi ve kas-iskelet sistemi fizyoterapisi alanında dünya çapında kabul gören IFOMPT çatısı altında yer almak, Fizyoform Akademi’nin uluslararası ağlarla daha güçlü ilişkiler kurmasına ve Türkiye’deki fizyoterapistlerin küresel bilgi paylaşımına daha etkin katılım sağlamasına katkı sunacak.
Fizyoform Akademi, açıklamasını “Türkiye’den dünyaya” mesajıyla tamamlayarak, bilimsel üretim ve uluslararası temsil hedefini sürdüreceğini duyurdu.
-
Teknoloji10 ay agoSavunma Sanayinde Yeni Dönem: Gas Teknolojileri Küresel Güç Birliği İçin Sahada
-
Etkinlik6 ay agoİstanbul Boğazı’nda Deniz Etkinlikleri Yeni Bir Boyut Kazanıyor
-
Röportajlar8 ay agoEren Düzyol’dan Dijital ve Yazılım Alanında Güçlü Hamle: MedyaWeb ve Hesaplı Barkod ile Entegre Çözümler
-
Röportajlar6 ay agoVeriden Çok İnsani Yargı; Ezgi Kalender
-
Röportajlar6 ay agoYetişmeye Çalışmak; Neriman Bekçi
-
Röportajlar6 ay agoDoğru Yapı Kurmak; Erdinç Kaya
-
Kültür & Sanat7 ay agoÖzlem Kosif otizmli çocuklar yararına sahne aldı
-
Kültür & Sanat7 ay agoEthera Yayıncılık’tan Klasiklere Yeni Bir Soluk, Yeni Yazarlara Güçlü Bir Alan
