Connect with us

Sağlık

Dr. Hülya Toklucu: “Tüp Bebek Tedavisinde Yaş Faktörü Başarıyı Etkileyebilir”

Published

on

Tüp bebek tedavisi, çocuk sahibi olmakta zorlanan çiftler için umut veren en önemli yardımcı üreme yöntemlerinden biri olarak kabul ediliyor. Gelişen teknoloji ve medikal imkanlarla birlikte başarı oranları her geçen yıl artsa da, uzmanlara göre bu süreci etkileyen en kritik faktörlerden biri hala yaş. Özellikle kadın yaşı, hem yumurta kalitesini hem de embriyonun rahme tutunma ihtimalini doğrudan etkiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Hülya Toklucu, tüp bebekte yaş faktörünün göz ardı edilmemesi gerektiğini ve tedavi planlamasının buna göre yapılmasının başarıyı ciddi ölçüde artırdığını vurguluyor.

Toklucu’ya göre tüp bebek, her ne kadar ileri teknolojiyle desteklenen bir yöntem olsa da, insan biyolojisinin sınırları tamamen ortadan kalkmış değil. Yaş ilerledikçe yumurtalık rezervi azalıyor, yumurtaların genetik kalitesi düşüyor ve gebeliğin oluşma ihtimali doğal olarak geriliyor.

Erkek yaşı da etkili mi?

Tüp bebekte genellikle odak noktası kadın yaşı olsa da, Dr. Hülya Toklucu erkek yaşının da göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguluyor. Erkeklerde sperm üretimi ömür boyu devam etse de, yaş ilerledikçe sperm hareketliliği, DNA bütünlüğü ve genel kalite düşebiliyor.

Bu durum, embriyo kalitesini dolaylı olarak etkileyerek tüp bebek başarısını azaltabiliyor. Toklucu’ya göre özellikle 40 yaş üzeri erkeklerde sperm DNA hasarı oranı artıyor ve bu da gebeliğin tutunma şansını düşürebiliyor. Bu nedenle tüp bebek değerlendirmesi mutlaka çift olarak yapılmalı, sadece kadına odaklanılmamalıdır.

Dr. Hülya Toklucu: Yaş faktörüne rağmen başarıyı arttırmak mümkün mü?

Dr. Hülya Toklucu- Tüp bebek tedavisinde yaş faktörü

Dr. Hülya Toklucu, yaşın değiştirilemeyen bir faktör olduğunu ancak doğru stratejiyle başarı şansının artırılabileceğini belirtiyor. Öncelikle çiftlerin tedaviye geç kalmaması büyük önem taşıyor. Uzun süre denemelere rağmen gebelik oluşmuyorsa, vakit kaybetmeden uzman değerlendirmesi yapılması gerekiyor.

Ayrıca kişiye özel tedavi protokolleri, doğru hormon dozları, yaşam tarzı düzenlemeleri ve bazı durumlarda embriyo dondurma gibi yöntemler, özellikle ileri yaşlarda başarıyı artıran önemli adımlar arasında yer alıyor. Toklucu’ya göre tüp bebekte en büyük hata, zamanı görmezden gelmek. Erken başlanan ve doğru planlanan bir tedavi, yaşın olumsuz etkilerini tamamen ortadan kaldırmasa da, önemli ölçüde dengeleyebilir.

Sonuç olarak tüp bebek, mucizevi bir yöntem değil ama doğru zamanda ve doğru yaklaşımla uygulandığında birçok çift için gerçek bir umut kapısıdır. Yaş faktörü ise bu sürecin en kritik belirleyicilerinden biri olmaya devam ediyor.

Web sitesi: https://www.hulyatoklucu.com/

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlık

​Somon DNA Katman Tedavisi: Cildin Her Katmanına Farklı Bir Dokunuş

Published

on

Cilt gençleştirme ve cilt kalitesini artırmaya yönelik uygulamalarda son yıllarda öne çıkan polinükleotid tedavileri, halk arasında “Somon DNA” olarak biliniyor. Cildin yalnızca yüzeyine odaklanmak yerine farklı katmanlarını ve ihtiyaçlarını birlikte değerlendiren yaklaşımlar ise estetik uygulamalarda daha kişiselleştirilmiş tedavi planlarının önünü açıyor. Dr. Ferda Karataş, Somon DNA olarak bilinen polinükleotid uygulamalarının cilt kalitesini desteklemedeki rolünü ve katmanlı tedavi yaklaşımını anlattı.

Polinükleotidler, genellikle somon veya alabalıktan elde edilen saflaştırılmış DNA parçalarından oluşan ve estetik dermatolojide cilt yenilenmesi amacıyla araştırılan biyostimülatör içerikler arasında yer alıyor. Güncel çalışmalar, polinükleotid uygulamalarının cilt elastikiyeti, nemi ve doku görünümü üzerinde potansiyel faydalar gösterebildiğini ortaya koyarken, tedavinin etkinliği ve standart uygulama protokolleri konusunda daha güçlü klinik çalışmalara ihtiyaç olduğu da belirtiliyor.

Somon DNA Nedir? Cilt Kalitesini Nasıl Destekler?

Dr. Ferda Karataş, halk arasında “Somon DNA” olarak ifade edilen uygulamaların temelinde polinükleotidlerin bulunduğunu belirterek, bu yaklaşımın klasik anlamda cilde hacim kazandırmaktan çok cilt kalitesini desteklemeye odaklandığını ifade ediyor.

“Cilt yalnızca kolajenden ibaret değil” diyen Karataş, cilt gençleştirme yaklaşımında tek bir probleme odaklanmak yerine cildin farklı katmanlarının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Karataş’a göre polinükleotidler, fibroblast aktivitesi ve doku yenilenmesiyle ilişkili süreçleri destekleme potansiyelleri nedeniyle cilt kalitesinin iyileştirilmesine yönelik tedavi planlarında değerlendirilebiliyor. Mevcut bilimsel literatürde de polinükleotiduygulamalarıyla kırışıklık görünümü, cilt dokusu ve elastikiyet üzerinde olumlu sonuçlar bildiren çalışmalar bulunuyor; ancak kanıtların önemli bölümünün henüz düşük veya orta kalitede olduğu ve tedavinin standartlaştırılması için daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç duyulduğu belirtiliyor.

Dr. Karataş, bu nedenle Somon DNA uygulamasını tek başına “gençleştiren bir işlem” olarak değerlendirmek yerine, kişinin cilt yapısına ve ihtiyaçlarına göre oluşturulan daha kapsamlı bir tedavi planının parçalarından biri olarak ele almanın daha doğru olduğunu söylüyor.

Somon DNA Katman Tedavisi Nedir? Cildin Farklı İhtiyaçları Nasıl Hedefleniyor?

Dr. Ferda Karataş’ın dikkat çektiği “katmanlı” yaklaşımın temelinde, cildin her bölgesine aynı uygulamayı yapmak yerine farklı ihtiyaçları farklı hedeflerle ele almak bulunuyor.

Karataş, “Orta katmanda kolajen üretimini desteklerken, daha derin katmanlarda sıkılaşmayı; yüzeyde ise leke, gözenek görünümü ve doku kalitesini hedefleyen farklı uygulamalardan yararlanabiliyoruz” değerlendirmesinde bulunuyor.

Bu yaklaşımda ciltte gevşeklik ön plandaysa sıkılaşmayı destekleyen uygulamalar, leke problemi varsa pigmentasyon hedefli yöntemler, gözenek ve doku düzensizliklerinde ise cilt kalitesini artırmaya yönelik uygulamalar tedavi planına dahil edilebiliyor. Somon DNA olarak bilinen polinükleotid uygulaması da bu plan içerisinde cilt kalitesini ve yenilenme süreçlerini desteklemek amacıyla değerlendirilebiliyor.

Dr. Karataş, farklı uygulamaların birbirinden bağımsız ve aylar arayla planlanması yerine, birbiriyle uyumlu yöntemlerin kişinin ihtiyacına göre eş zamanlı veya birbirini tamamlayan seanslar şeklinde kurgulanabileceğini belirtiyor.

“Amacımız tek bir problemi geçici olarak düzeltmek değil; cildin farklı katmanlarını birlikte desteklemek” diyen Karataş, katmanlı tedavi yaklaşımının kişiselleştirilmiş bir planlama gerektirdiğini vurguluyor.

Uzmanlara göre polinükleotid uygulamalarında umut verici sonuçlar bulunmasına karşın, tedavinin herkes için aynı şekilde uygulanması doğru değil. Kullanılacak ürün, uygulama tekniği, hedef bölge ve seans planının hekim tarafından kişinin cilt özellikleri ve ihtiyaçları değerlendirilerek belirlenmesi önem taşıyor.

Continue Reading

Sağlık

Fizyoform Akademi’ye IFOMPT İle Uluslararası Tescil

Published

on

Fizyoform

Fizyoterapist Zafer Aksungur’un kurucusu olduğu Fizyoform Akademi, uluslararası fizyoterapi camiasında önemli bir başarıya imza attı. Akademi, kas-iskelet sistemi ve manuel terapi alanında dünyanın en saygın çatı kuruluşlarından biri olan IFOMPT (International Federation of Manual and Musculoskeletal Physical Therapists) tarafından RegisteredInterest Group (RIG) olarak resmi kabul aldı.

Fizyoform Akademi tarafından yapılan açıklamada, bu gelişmenin yalnızca kurumsal bir unvan değil; bilimsel yaklaşım, kaliteli eğitim anlayışı ve uluslararası iş birliklerini güçlendirme hedefi açısından önemli bir kilometre taşı olduğu vurgulandı.

Kurucu Fizyoterapist Zafer Aksungur, uzun yıllardır Türkiye’de fizyoterapi alanında güncel bilimsel bilgiyi klinik uygulamalarla buluşturan eğitim programları yürüttüklerini belirterek, IFOMPT tarafından alınan bu kabulün uluslararası standartlara uyum konusunda önemli bir gösterge olduğunu ifade etti. Aksungur, “Amacımız yalnızca eğitim vermek değil; bilim üretmek, paylaşmak ve ülkemizi uluslararası platformlarda en iyi şekilde temsil etmek” mesajını paylaştı.

Fizyoform Akademi’nin açıklamasında ayrıca bu sürece katkı sunan eğitmenlere, ekip arkadaşlarına, meslektaşlara ve akademiye güvenen tüm katılımcılara teşekkür edildi. Akademi, önümüzdeki dönemde uluslararası iş birliklerini artırmayı, bilimsel etkinliklerde daha aktif rol almayı ve Türkiye’den çıkan fizyoterapi bilgisinin küresel ölçekte görünürlüğünü güçlendirmeyi hedefliyor.

Manuel terapi ve kas-iskelet sistemi fizyoterapisi alanında dünya çapında kabul gören IFOMPT çatısı altında yer almak, Fizyoform Akademi’nin uluslararası ağlarla daha güçlü ilişkiler kurmasına ve Türkiye’deki fizyoterapistlerin küresel bilgi paylaşımına daha etkin katılım sağlamasına katkı sunacak.

Fizyoform Akademi, açıklamasını “Türkiye’den dünyaya” mesajıyla tamamlayarak, bilimsel üretim ve uluslararası temsil hedefini sürdüreceğini duyurdu.

Continue Reading

Sağlık

Doç. Dr. Mustafa Çorum: “İnme Sonrası Yoğun Rehabilitasyon Hastaların Yaşam Kalitesini Artırıyor”

Published

on

Doç

İnme sonrası süreç, hastalar için yalnızca tıbbi bir iyileşme dönemi değil, aynı zamanda yeniden yaşam becerilerinin kazanıldığı kritik bir süreç olarak değerlendiriliyor. Hareket kaybı, konuşma bozuklukları ve denge problemleri gibi etkiler, hastaların günlük yaşamını doğrudan etkilerken, yoğun rehabilitasyon programlarının bu süreçte belirleyici rol oynadığı ifade ediliyor. Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Çorum, inme sonrası düzenli ve yoğun rehabilitasyonun hastaların yaşam kalitesini anlamlı şekilde artırdığını belirtti.

Doç. Dr. Mustafa Çorum, inme sonrası beynin yeniden yapılanma sürecine girdiğini ve bu dönemde doğru planlanmış tedavi programlarının büyük önem taşıdığını vurguladı. Çorum, “İnme sonrası ilk dönem, beynin yeniden öğrenmeye en açık olduğu zaman dilimidir. Bu süreçte uygulanan yoğun rehabilitasyon, hastaların kaybettikleri fonksiyonları geri kazanma ihtimalini artırır” dedi.

Yoğun rehabilitasyon reci fonksiyonel iyileşmeyi destekliyor

İnme sonrası rehabilitasyonun yalnızca egzersizden ibaret olmadığını belirten Doç. Dr. Mustafa Çorum, sürecin multidisipliner bir yaklaşımla yürütülmesi gerektiğini ifade etti. Fizik tedavi, ergoterapi ve nörolojik takiplerin birlikte planlandığı programların daha başarılı sonuçlar verdiğini söyledi.

Çorum, yoğun rehabilitasyonun etkilerini şu sözlerle açıkladı:

“Düzenli ve yoğun uygulanan rehabilitasyon programları, hastaların kas kontrolünü yeniden kazanmasına yardımcı olur. Aynı zamanda günlük yaşam aktivitelerine bağımsız dönüş sürecini hızlandırabilir. Bu süreçte süreklilik ve disiplin en önemli faktörlerdir.”

Uzmanlar, özellikle ilk 6 ay içinde yapılan yoğun rehabilitasyonun uzun vadeli fonksiyonel iyileşme üzerinde belirleyici olduğunu ifade ediyor.

İnme tedavisinde, yaşam kalitesi üzerinde önemli etkileri var 

İnme sonrası rehabilitasyonun sadece fiziksel iyileşmeye değil, psikolojik sürece de katkı sunduğunu belirten Doç. Dr. Mustafa Çorum, hastaların yeniden sosyal hayata katılımının tedavinin önemli bir parçası olduğunu söyledi. Çorum, “Hastaların yeniden bağımsız hareket edebilmesi, özgüvenlerini artırır ve yaşam kalitesini doğrudan etkiler” dedi.

Uzmanlara göre yoğun rehabilitasyon programları, hastaların sadece hareket kabiliyetini değil, aynı zamanda günlük yaşamda bağımsız karar verebilme yetilerini de destekliyor. Bu nedenle erken başlayan ve düzenli sürdürülen tedavi süreçleri, inme sonrası iyileşmede kritik bir rol oynuyor.

Continue Reading

EN ÇOK İNCELENEN